Bir Maraş kadar da olamadık!


Taner Özbay

Taner Özbay

23 Kasım 2017, 00:51

2 hafta kadar önceydi. CHP Yalova milletvekili Muharrem İnce'nin, Kadir Mısırlıoğlu’nu kastederek Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hitap ettiği "Atatürk düşmanı Maraş dondurmacısı kılıklı zavallılardan uzak dur" açıklaması Kahramanmaraş’ta büyük bir tepkiye neden olmuştu. Bu tepki öylesine büyüdü ki, binlerce kişi sosyal paylaşım siteleri üzerinden İnce'ye ateş püskürmüştü. Kahramanmaraş’ın bu esaslı duruşuna paralel olarak AK Parti Kahramanmaraş milletvekili Mehmet Uğur Dilipak TBMM’de yanına geleneksel kıyafetler içerisindeki 2 Kahramanmaraşlı’yı da alarak basın toplantısı düzenlemiş ve İnce'den özür dilemesini istemişti.

1990’lı yılların başıydı. Ana haber bülteni sonrası yaptığı o nefis haber analizlerini, yorumlarını keyifle izlediğim merhum Ufuk Güldemir, Özal’dan sonra Çankaya’ya çıkan Demirel’in katıldığı bir organizasyondan söz ediyordu. Sanırım İstanbul’da yapılan Karadeniz ekonomik ve işbirliği örgütünün zirvesiydi. Ufuk Güldemir, zirvenin pek de renkli geçmediğini anlatıyor, Demirel’i kibarca eleştiriyor ve aklımdan yıllardır çıkmayan o muhteşem cümleleri sıralıyordu: “Oysa Özal olsaydı böyle mi olurdu? Mesela çağırırdı İbrahim Tatlıses’i, haydi İbrahim, sahneye çık da coştur şu milleti, göreyim seni derdi. İşte Özal böyle bir liderdi...” 

Birkaç hafta önce Kocaeli’deki bir “sözde” gazetecinin Diyarbakır’la ilgili iftiralarla dolu yazısı Diyarbakır’da büyük bir tepkinin oluşmasına neden olmuştu. Tigris gazetesinden İlyas Akengin hedefteki o gazeteci ile telefonla görüşüp mini bir röportaj yapmıştı. Pişkinliğini sürdüren o gazeteci, “Şimdi yalan yanlış bir şey varsa bunu düzeltmek için elimden geleni yaparım. Ama yazdıklarınız şeyler doğruysa ben kimden niye özür diliyeyim?” diyerek iftiralarına sahip çıkmaya devam ediyordu. 

Bu “sözde” gazeteciye “Büyükşehir Belediyesindeki İrlandalılar” başlıklı makalemde söylenmesi lazım gelenleri yazdığımdan, yeniden muhatap alıp saçma sapan sözlerine yer vermeyeceğim. Lakin bu kentte yaşayan, kendini bu kentin sahibi, sevdalısı olarak gören, birçok platformda arz-ı endam eyleyen kişi, kurum ve STK’ların suskunluğuna karşı kayıtsız kalmayacağım.

Maraşlıların CHP’li Muharrem İnce’nin sözleri sonrası ayağa kalkıp adeta kıyamet koparmasını ve rahmetli Ufuk Güldemir’in “Oysa Özal olsaydı böyle mi olurdu?” sözünü yan yana getirince “şimdi Nedim abi olsaydı böyle mi olurdu? demekten alamadım kendimi.

2008 yılıydı. Ünlü şarkıcı Demet Akalın Bodrum'daki konserde seyircileri coşturmak için büyük bir hata yapıyor, "Ağabey Diyarbakır'dan mı geldiniz hepiniz? Dağdan mı? Nerden geldiniz anlamadım yani. Moron moron bakıyorsunuz ağabey. İnsan bir tempo, bir alkış bir şey yapar yani. Soğuk soğuk şurada şortla çıktık. Çok ruhsuz başladınız geceye" diyordu. Nedim abi ve çalışma arkadaşları (özellikle Edip Paçal) durur mu hiç? Demet Akalan’ın anasından emdiği süt burnundan geldi desem yerinde olur. Öyle büyük bir kamuoyu, öyle büyük bir tepki oluşturuldu ki, Akalın’ın Diyarbakır halkından özür dilemesi yetmedi, 2 hafta içerisinde Diyarbakır’a gidip yöre insanının gönüllerini alıp okul yapmak istediğini söylemesi bile tepkileri durduramadı…

Bu olaydan kısa bir süre sonra, Diyarbakır’a “panoramik tur” çerçevesinde gelen bir tur otobüsünün rehberi, yolcularına “Diyarbakır’da güvenlik sorunu var, rahat gezemezsiniz” mealinde uyarıda bulunmuş, insanların otobüsten inip gezmesini engellemişti. Otobüste bulunanlardan birinin durumu ailesine bildirmesi, aile bireylerinden birinin de turizm derneğini arayıp “Diyarbakır’da ne sıkıntı var” diye sorması üzerine, Antepli olduğu belirtilen tur rehberinin yaptığı alçaklık ortaya çıkmıştı. Bunu duyan Nedim abi durur mu hiç! Otobüs bir sonraki durak Hasakeyf’e doğru ilerlemektedir. Edip Paçal ile birlikte atlarlar arabaya ve düşerler otobüsünün peşine. Hasankeyf’te yakalarlar otobüsü. Nedim abiyi tanısaydınız neler yapmış olacağını tahmin edebilirdiniz. İçimizde hiçbir hasret bırakmayacak tavrı koyan, o terbiyesize, alçağa haddini bildiren Nedim abi, Edip Paçal ile birlikte bu işin takipçisi olmuş, gerekli yerlere şikâyetlerde bulunmuş ve aklımda kaldığı kadarıyla o tur rehberinin sahip olduğu yetki belgesinin ya iptali ya da askıya alınması gibi bir ceza almasını sağlayana kadar da peşini bırakmamıştı.

Nedim abi diye bahsettiğim kişi Nedim Çizmeci’dir. 2007-2009 yılları arasında turizm-tanıtma anlamında somut ve ses getiren çalışmalar yapmış Diyarbakır Turizm ve Tanıtma Derneği’nin başkanıdır. Başında olduğu derneğin başarılı ve yankı yapan çalışmalarıyla Diyarbakır ve ülke gündeminde ön plana çıkmış fakat Diyarbakır’da öne çıkan birçok birey gibi kıskançlık saldırısına uğramış, “nerden çıktı bu Diyarbakır sevdası” karalamalarına maruz kalmış biridir.  Kiminin siyasete girmek için öne atıldığını, kiminin de dernek vasıtasıyla otelinin reklamını yapmaya çalışmakla suçladığı, fakat ne siyasi ne de ticari hiçbir beklentisi, girişimi olmamış, üstelik reklama ihtiyacı olmayan, bölgenin tek 5 yıldızlısı olan otelini derneğin emrine tahsis etmiş, yazılması ayıp kaçacak her türlü olanakları sağlamış biridir. En popüler olduğu dönemde “Kent dışındaki Diyarbakırlı iş adamları neden bu kente yatırım yapmıyor” diyerek sorgulamış, çağrılar yapmış fakat içindeki hevesi solduran hasutlar sayesinde dernek faaliyetlerini askıya almış, bu kentle olan fiili irtibatını minimum seviyeye düşürmüş, İstanbul’daki işlerine yoğunlaşmış biridir.

Nedim abi örneği son süreçte yaşadığımız “Kocaeli” olayı hakkında birçok kesime fikir verebilmeli, ilham kaynağı olabilmelidir. Malum Kocaelili gazetecinin yazdıkları sonrası Diyarbakır’da vatandaş nezdinde büyük bir öfke patlaması yaşanmışken, milletvekillerinin, Kocaeli’den buraya atanan Vali Güzeloğlu başta olmak üzere kentteki kurumların, özellikle de “çok muhterem” STK’ların gıkının dahi çıkmaması, sadece gazetecilerin bu olayın takipçisi olması, kente sahiplenmesi, üzerinde fazlasıyla durulması gereken bir konudur.

Bu kent için bir şeyler yapanın, topluma mal olan başarılara imza atan, popüler olan insanların başına neler geldiği, üzerinde durulması gereken bir başka konu ise de, yapmakla yükümlü olduğu işin dışında her işi yapan, her etkinlikte, protokolde boy gösteren, çeşitli beklentiler içinde olan STK’ların bu nemelazımcılığının anlaşır ve affedilir bir yanı bulunmamaktadır. Tarih, bu suskunluğa imza atanları unutmayacak, yargılayacaktır!

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.