Diyarbakır'ın konut sağlamlığındaki hali içler acısı

​​​​​​​ Diyarbakır'da yıkılma tehlikesi bulunan yapıların sayısının son yıllarda artması dikkat çekerken, bu yapıların denetiminde ihmal olduğu belirtiliyor.

Diyarbakır'ın konut sağlamlığındaki hali içler acısı
24 Ağustos 2017 Perşembe 11:58

Diyarbakır'ın merkez Yenişehir ilçesi Şehitlik semtinde bulunan Gökdağ Apartmanı'nın kolonlarının patlamasının ardından kendiliğinden yıkılması, yapıların sağlamlığı ve denetimleri hakkındaki endişeleri yeniden gündeme getirdi.

Fay hattının çevresinden geçmesi nedeniyle ikinci derece deprem bölgesi olduğu bilinmesine rağmen Diyarbakır'da yapılarda sağlamlığın olmayışı, az şiddetli bir depremde oluşabilecek faciayı gözler önüne seriyor.

Bölgede çatışmalar nedeniyle köylerin boşaltılmasının ardından göçlerin olduğu dönemde ve sonrasında yapılan yapıların birçoğu, yapı denetiminin olmaması nedeniyle yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya.

Türkiye'nin yakın tarihinde iki büyük facia olan Diyarbakır'daki Hicret Apartmanı ile Konya'daki Zümrüt Apartmanı'nın kendiliğinden yıkılması sonucu aralarında bebeklerin bulunduğu 178 kişi hayatını kaybetmiş, 100'e yakın kişi de yaralanmıştı. Yıkılan bu binalarda yapıyı inşa eden müteahhitlerin malzemeden çaldıkları ortaya çıkmıştı.

Kendiliğinden yıkılan apartmanların biri de 2 Ağustos Çarşamba günü Şehitlik semtinde bulunan Gökdağ Apartmanı oldu. Gökdağ Apartmanı, yıkılmadan bir gün önce kolonlarının patlaması sonucu tahliye edilmişti.

Kentte yıkılan ve yıkılma tehlikesi bulunan yapılarla ilgili incelememelerde bulunan Dicle Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İdris Bedirhanoğlu, Gökdağ Apartmanı'nda yapmış olduğu incelemeleri anlattı.

Şehirde yıkılma tehlikesi bulunan yapıların çok olduğunu düşünen Bedirhanoğlu, bunların güçlendirilmesi ya da yeniden inşa edilmesi gerektiğini belirterek, teşvik için devletin buna öncülük etmesinin önemine değindi.

Diyarbakır'da yapılardaki tehlikenin kendini gösterdiğini dile getiren Bedirhanoğlu, bütün yapıların incelenmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Şehitlik semtinde yıkılan binanın inceleme heyetinde olan Bedirhanoğlu, "Yapı tamamıyla yığıntı haline geldiği için çok inceleyemedik ama şunu gördük: Bina, birkaç katlı bir bina, tahminen 4-5 katlı ya da 3 katlı olabilir. Binada hem yığma unsurları var hem de betonarme karkas unsurları var. Bina karışık düzende kuşatılmış, yığma gibi bir şey görüyoruz, bu şekilde yapılmış bir bina olabilir. Onun dışında döşemeler betonarme, kolon kirişler atıl şeklinde yapılmış ve kırmızı dolu tuğladan yapılmış eski bir bina. Tahminen 40 yıllık bir bina. Binayı çok inceleyemediğimiz için etraftaki tipik binalara baktığımızda şunu söyleyebilirim: Yığma binalar çok katlı yapılmamalı. Diyarbakır için 2 kattan fazla yığma yapmamak gerekiyor. İkincisi ve en dikkat çeken unsur şudur: Yığma yapılarda taşıyıcı duvarların üst üste yapılması gerekiyor ama etraftaki binalara baktığımızda bunlar zemin kattan sonra konsol yapılmış. Çıkma yapılmış ve duvarlar zemin katta, içeride kalırken bir üst katta konsol yaparak, duvarın sürekliliği bozulmuş ve biraz dış kısma yapılmış. Benim tahminim, temel göçme sebebi budur. Betonarme döşemenin üstünde oturtulmuş, bu betonarme döşeme de dışta kaldığı için 40 yıl boyunca ağır ortam koşullarına maruz kalmış, beton dayanımını kaybetmiş ve bu yıkıma sebep olmuş diye düşünüyorum." dedi.

"Bu tipten binalar için tedbir alınması gerekir" 

Yıkılan Gökdağ Apartmanı'nın etrafında da aynı türden binaların olduğunu dile getiren Bedirhanoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Bu yıkım sebebini ben etraftaki binalarda yaptığım inceleme ile söyleyebilirim. Dolayısıyla etrafta bu tür binalar var. Hatta bazılarına dışarıya çıkıntı konsol yapılmış, bu konsolun altına kolon inşa etmişler. Burada Hicret Apartmanı zamanında yapılmış. 1983'lerde bu apartman yıkılınca insanlar korkmuş ve bu konsol yaptıkları kısmın altına kolon yapmışlar. O kolonlar da son yaptığım incelemelerde gördüm ki dayanımını neredeyse yitirmek üzereler. Dolayısıyla bu tip yapılar demek ki yaygın olarak yapılmış zamanında. Zaten bizim yapı kültürümüz geleneksel hale geliyor. Bir bina yapıldığı zaman diğer binalar da ona benzer yapılıyor. Geleneksel yapılaşma tarzımız var. Dolayısıyla muhtemelen bu tipten binalar için tedbir alınması gerekir diye düşünüyorum."

"Eski yapılarda küçük bir duvarı yıkmanız bile binanın yıkılmasına sebep olabilir"

Son dönemlerde eski yapıların zemin katında bulunan dairelerin mühendislik hesabı yapılmadan iş yerine dönüştürüldüğünü bildiren Bedirhanoğlu, "İnşaat Mühendisleri Odası, binlerce yıkım tehlikesi olan yapının olduğunu açıklamıştı. Ben de çok olduğunu düşünüyorum. Şimdi şöyle bir durum da var. Bu tipik yapılaşma olduğu için aynı tip yapıdan yüzlerce bulabiliyorsunuz. Biliyorsunuz, ayrıca bu binalar, eski binalar, eski mekânlar daha sonra ticarileşiyor. Yani şehir büyüyünce bunlar merkezde kalıyor ve zemin katlarda özellikle kafe ve dükkân yapıyorlar. Özellikle Yenişehir ilçemizde bu tür uygulamalar çok var ve bunlar mühendislik hizmeti görmeden yapılıyor maalesef. Bu tür yapılarda, eski yapılarda küçük bir duvarı yıkmanız bile binanın yıkılmasına sebep olabilir. Bunun ciddi analizler, mühendislik hesaplamaları yapıldıktan sonra yapılması gerekiyor. Benim tavsiyem, bu tür duvar yıkımlarında veya konuttan ticariye çevirmelerde ruhsat alınmasını ve mühendislik hizmeti görüp tadilat projesi yapılarak yapılmasını tavsiye ediyorum. Yoksa bu tür yıkımları daha çok görebiliriz." ifadelerini kullandı.

"Kafe ve dükkânlar mühendislik hizmeti görmediği için yanlış uygulamalar yapılıyor"

Bir yapının yıkım tehlikesi bulunup bulunmadığının bir mühendis tarafından belirleneceğini ifade eden Bedirhanoğlu, "Yapı ruhsatsız olunca ve kontrol eden kimse olmayınca dolayısıyla vatandaş kendi başına istediği şekilde inşa ediyor. Eğer mühendislik hizmeti görmüş olsa muhtemelen böyle bir durum ortaya çıkmayacak. Dediğimiz gibi, ticari kafeler, dükkânlar yapılıyor. Bunlar da mühendislik hizmeti görmediği için yanlış uygulamalar yapılıyor. Bazı duvarlar yıkılıyor, yıkılmaması gerekirken yıkılıyor. Mühendislik hizmeti görmediğinden ve projelendirme yapılmadığından dolayı bu tür durumlar oluyor." şeklinde konuştu.

 "Ev alırken kolon kirişleri görmek gerekiyor"

Ev alırken dikkat edilmesi gereken hususlarla ilgili Bedirhanoğlu, şunları söyledi: "Yeni bir bina alıyorsanız o binada en temel unsurlardan olan beton ve kolon kirişlerin olması gerekiyor. Vatandaş bakacak ki binada perde beton var mı, betona perde yapılmış mı? Özellikle yüksek katlı bina ise binada kaç tane perde beton var? Bunu insanın tespit etmesi binaya zarar vermeden mümkün. Ondan sonra kolon ebatları büyük mü, yani siz bir odaya girdiğinizde kolon kiriş görebiliyor musunuz? Ya da çok küçük yapılmış duvar içine saklanmış olabilir, bu tür durumlar çok uygun değil. Kolon kirişleri görmek gerekiyor. Temeli bodrumda yapılmış mı, önce bir temel kazısı yapılmış mı, ondan sonra betonu sağlam mı acaba? Betonun sağlamlığı için binadan numune almak gerekiyor ya da daha önceki raporlar incelenebilir. Bu tür detaylar varsa bu binanın kabaca sağlam olduğunu söyleyebiliriz."

"Yapı sağlamlığında en iyi, en net sonuç veri beton dayanımıdır"

Sağlam olmayan yapının kendisini gösterdiğini belirten Bedirhanoğlu, "Dışarıdan binaya baktığımızda eski binada büyük bir yıpranma varsa kendini kabaca gösteriyor. Eğer çok büyük bir makyaj olayı yoksa bazı şeyler tespit edilebilir ama en iyi, en net sonuç veri beton dayanımıdır. Vatandaş tespit edebiliyorsa beton dayanımını tespit etmesi gerekir. Bunun için de binadan parça almanız gerekiyor. Dolayısıyla herhangi bir yerden parça alabilmeniz gerekiyor ya da tahribatsız yöntemlerle ultra ses hızı yöntemiyle tespit yapılabilir." dedi.

"Bütün yapıların incelenmesi gerekiyor"

"Bütün yapıların incelenmesi gerekiyor." diyen Bedirhanoğlu, "Yenişehir Şehitlik Mahallesi'ndeki binayı örnek vermek gerekirse o çıkılan konsol bölümünün altına duvar örülecek, dolayısıyla o duvarın sürekliliği sağlanacak ya da işte ticari alan yapılmış. Adam 4 tane duvar yıkmış, böyle büyük bir kafeterya yapmış. Mühendislik hesapları sonucunda diyeceğiz ki buraya bir duvar örelim ekstradan ya da eğer betonarme bir bina ise o binanın bazı kolonlarını güçlendirmek gerekiyor ya da bazı yerlerine perde beton eklemek gerekiyor. Bina bu şekilde rahatlıkla güçlendirilebilir." ifadelerini kullandı.

Diyarbakır'da yapılardaki tehlikenin kendini gösterdiğini sözlerine ekleyen Bedirhanoğlu, "Diyarbakır bize ipuçları, uyarılar, ikazlar veriyor. Yani artık tehlike geliyor, kendini gösteriyor bize. Binaların kendi kendine yıkılması bir şans eseri, bu binalar insanlar boşaldıktan sonra yıkılıyor, umarım insanlar içindeyken bir yıkım olmadan tedbir alınması… Tedbire de çok kötü binalardan başlanmalı. Bunlar her an ani bir şekilde yıkılabilir. Daha sonra diğer binalarda insanların kendi kendilerinin, binalarını güçlendirmesi teşvik edilmelidir. Binaları önce inceleyecekler daha sonra bu binayı güçlendirecekler ya da yıkacaklar. Bunun teşvik edilmesi lazım. Buna da devletin öncü olması gerekiyor. Bu konuda Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün çalışmalarını yoğunlaştırması, artırması gerekiyor." şeklinde konuştu.

Oturdukları yapılar yıkım tehlikesi geçiren ve yıkılan, bu nedenle yakınlarını kaybeden mağdurlar ise yapı denetimlerinin layıkıyla yapılması durumunda bu tür yıkım ve yıkım tehlikesi bulunan yapılarla karşılaşılmayacağını söylediler.

Oturdukları yapıların yıkılmasının ardından kimsenin kendilerine yardım etmediğini belirten mağdurlar, ihmallerin yıkımı getirdiğini ifade ettiler.

"Bina, rapora rağmen belediye tarafından yıkılmadı"

Yenişehir ilçesi Şehitlik Mahallesi'nde önce kolonları patlayan daha sonra kendiliğinden yıkılan Gökdağ Apartmanı sakinlerinden Maşuk Yılmaz, apartmanlarının yıkılması gerektiği yönündeki rapora rağmen belediyenin binayı yıkmadığını ileri sürdü.

Kolonlarda ilk çatlakları 2006 yılında hissettiklerini dile getiren Yılmaz, şunları söyledi: "Çatlaklıkların oluşmasının ardından Yenişehir Belediyesine gittik. Başkanla ve belediyenin imar müdürüyle görüştük. Dicle Üniversitesinden gelip baktılar ve yıkım kararı aldılar. 'Bu binada oturulamaz.' diye rapor hazırlanınca biz de çıktık, kiraya gittik. İki sene aradan geçti, binayı da yıkmadılar. Yıkmayınca bina sahipsiz kaldı. Mecburen evimize geri geldik. Belediye gelip 'Yıkım kararı alınmış, bu binada neden oturuyorsunuz?' demedi. Benim bildiğim bizi evden çıkarması lazımdı. Çıkarmadı, oturduk bugüne kadar. Kaç defa gittik, 'Gelin yıkın, yıkarsanız biz mecburen oturmayacağız.' dedik."

"İşlerini iyi yapsalar böyle bir şey olmaz"

Yılmaz, "Son katın fincanı yere düştü, o binanın yıkılacağını fark ettik. Ondan sonra hepimiz aşağı inerek, binayı terk ettik. Bir gece sonra da bina kendi kendine yıkıldı. Yaşadığımız mağduriyet ortada, eşyamız daha enkaz altında. Burada 40 kişi yaşıyordu. 3 sefer kaymakamla görüşmeye gittik, güzel konuştu. 'Tamam, yaparız, hallolur.' dedi. Ama görünürde bir şey yok. Öyle olmamalıdır, herkes kendi görevini yapmalıdır. Yapması da lazım, sonuçta bizim gözümüz onlardadır. Kime gidelim? Bir valiye çıkmadık. Kesin onun da haberi vardır. El atmadılar, zaten eşya yardımı yapmadılar. Göçük altında birkaç parça eşyamız kaldı, onları versinler. Bizim yakınımızda Hicret Apartmanı vardı, 1983 yılında yıkıldı. Birçok insan öldü. Bunun hesabını kim verecek. Biz de bir geceyle ölümü atlattık. Biz de içinde ölebilirdik. İşlerini iyi yapsalar böyle bir şey olmaz. Malzemeden çalmasınlar. O kadar çok sorun var ki neyi söyleyeceksin ki?" dedi.

5 çocuğunu enkaz altında kaybetti

3 Ocak 1983 tarihinde Hicret Apartmanı'nın kendiliğinden yıkılması sonucu yan binada 5 çocuğu ölen Sadık Keser (70) de başta binayı yapan müteahhit olmak üzere dönemin belediye başkanından davacı olduğunu söyledi.

Müteahhitlerin yapı inşasında o dönemde malzemeden çaldığını, görevli mühendislerin de rüşvet aldığını iddia eden Keser, aynı şeylerin halen yapıldığını savundu.

"Bir çocuğum o gece dünyaya geldi, enkazdan çıktığında kafası yoktu"

Apartmanın yıkılmadan önce kolonlarının patladığını dile getiren Keser, "Bu bina 1983'te ocak ayının 3'ünde düştü. Kolonları kırıldı, çöktü. Bina çürüktü. Bu binanın kolonlarının içinden 6'lık çubuk çıktı. Bir de 4 traktör kum, 4 torba çimento veriyorlardı. Yani hırsızlık yapıyorlardı. Biz de bilmiyorduk o zaman, 34-35 sene oldu. Bina yıkılmadan önce ben İstanbul'a gittim. Binanın çöktüğünü Bursa'da işittim. En başta çocuklarımın adını ölüler arasında okuyorlardı. Ben oradan geri döndüm, geldim. Burada 5 çocuğum öldü. Çocuklarımın yaşı 13, 14, 8, 9'du. Bir çocuğum da o gece dünyaya geldi, enkazdan çıktığında kafası yoktu. O da öldü." ifadelerini kullandı.

Keser, yıkılan binanın ardından evsiz kaldıklarını ifade ederek, "Komşular bize ev aldılar. Zaten evimiz gitti, bir şeyimiz yoktu. Biz çok mağdur halde kaldık, perişan olduk. Çocuklarımın hepsi uykudayken bina üzerlerine geldi. Ben davacıyım, hakkım varsa hakkımı istiyorum. Ben o adamlardan davacıyım. O adamlardan bence ikisi ölmüş, biri halen sağ. Devlet bizi toplattı, bize gelen yardımı dağıttılar. 'Size ev yapacağız.' dediler ama bazı arkadaşlar yanaşmadılar, yapmadılar. Yoksa devlet bize ev yapıyordu. Ben her şeye davacıyım. Görevlerini doğru yapsınlar, millete yazıktır. Bugün bir evlat yetişene kadar neler oluyor? Ana baba ne zahmetler görüyor, ne çekiyor. Belediyeden ve her şeyden davacıyım. Devlet görevini yaptı, belediye yapmadı. O zaman İçişleri Bakanı Ahmet Samsun vardı. Buraya geldi, belediye rüşvet yiyordu. Göz boyaması yapıyordu." şeklinde konuştu.

"Eşim akli dengesini kaybetti"

Çocuklarının yıkımda hayatını kaybetmesinin ardından eşinin akli dengesini kaybettiğini belirten Keser, sözlerini şöyle tamamladı: "Bir deprem olursa 15 katlı binaların yüzde 30-40'ı yıkılır. O dönemde müteahhitler hırsızlık yapıyor, görevli mühendisler para yiyorlardı. Belediye çok çürük işler yapıyordu. Hâlâ da yapıyorlar. Bina çöktüğünde çocuklarımın hepsi bir yatakta yatıyordu. Eşim, 'Ezan okumadan evvel ses geldi, biz üstümüzü kapattık. Aynı anda bina çöktü, binamıza değdi.' dedi. Eşim şu an aklını kaybetmiş, akli dengesi bozulmuş. Valla bu sabah 'Çocuğum öyle böyle.' dedi. Her gün 'Çocuklarım öyle olmuş, uyurlarken bina üstlerine düştü, uykudaydılar.' diyor. Çocuktular, en büyüğü 13 yaşındaydı, kızım 13, oğlum 12-11 yaşlarında vardı. 2 oğlum, 3 kızım öldü burada."

Hicret Apartmanı'nın yanında bulunan 3 katlı eve misafir olarak giden ve apartmanın çökmesinin ardından bir kızı ve torunu ölen Halime Talan (80) ise o dönemde inşa edilen yapıların çürük olduğunu söyledi.

"Allah hakkımızı bırakmasın" 

Talan, "Kızım 16, torunum 4 yaşındaydı. Abimin evine geldik. O akşam bir baktık ki aniden bina çöktü. Kolon geldi, benim ve onların üstüne oturdu. 3 katlı evleri yıkıldı. 84 kişi öldü, onlardan 4 kişi köylümüzdü. Diğerlerini tanımıyorum. Kızım 16 yaşındaydı. Onun kızı da 4 yaşındaydı, kucağında duruyordu. En alt kattaydım. Kıştı, bir metre kar yerde vardı. Sabah ezanı okundu, abdest aldım, namaz kılacaktım. Baktım, bir anda çöktü. İlk başta deprem olduğunu düşündüm, sonra baktım ki bina çökmüş. Ondan sonra devlet geldi, binaları boşalttırdı, enkaz altındakileri hastaneye kaldırdılar. Hastaneye kaldırılırken kızım ve torunum zaten ölmüştü. Allah'ın işidir, evlerinin kapısı yıkılan evin hemen bitişiğindeydi. Orada ördeğin kümesi vardı ve ona hiçbir şey olmamıştı. Allah hakkımızı bırakmasın, hep aklıma geliyorlar. Ne fakirlik yaşadık ne yaşamadık. Binalar çürüktü. Çürük olmasaydı nasıl çökecekti ki?" dedi.

Hicret Apartmanı'nın arkasında bulunan 2 katlı evde oturan Abdurrahim Tektaş da yıkılan apartmanın son 3 katının kendi evinin üzerine geldiğini anlattı.

Apartmanın yıkılması nedeniyle evinde misafir olan 2 yeğeninin hayatını kaybettiğini belirten Tektaş, binanın yıkılacağını bilenlerin önceden taşındığını söyledi.

Binanın yıkıldığı gün oğlunun nişanını yaptığını ve evinde misafirlerinin olduğunu dile getiren Tektaş, "O gece misafirlerim vardı ve sabaha kadar konuşuyorduk, yatmadık. Sabaha karşı biraz yatmışım, birden 'güm' diye bir ses geldi. Sesin gelmesiyle abim 'Yahu kalkın, deprem oldu.' dedi. Ben kalktım baktım, ön cephe ve her taraf kapanmış, biz odanın içinde kalmışız. İki misafir, abim ve ben, dört kişiyiz. Camı kırdım, salon tarafına camdan girebildik. Öyle kafamı soktum, 'Bu deprem nasıl oldu? Benim binam o kadar sağlam olduğuna göre deprem sadece bize mi tesir etti?' dedim. Hâlbuki öyle değilmiş. Hanımım bana, 'Bina çökmüş. Pencereye bak bina nasıldır.' dedi. Baktım, 3 kat binamın üzerine gelmiş. Bir katında Fettah isminde belediyede çalışan bir vatandaş vardı. Sobasının üzerinde sıcak su için bırakılan o beyaz ibrikleri olduğu gibi duruyordu." ifadelerini kullandı.

"Bir hafta evvel bu binanın çökeceği belliymiş"

"İlk evvel bu binada 2 cenaze kalkmış, biri yeğenimin, diğeri de onun çocuğuydu." diyen Tektaş, şu ifadeleri kullandı: "O da benim misafirimdi, nişana gelmişlerdi. Onların cenazelerini kaldırdık, morga gittik. Bu karşıdaki komşu bana bir ayakkabı getirdi, bana pantolon verdi. Cenazeleri götürdüler, defnettiler. Ben daha evden çıkmamıştım. Gördüğümüz olay bu. 86 ölü var, 2 kişi kayıtsızdır. Çoğu aileleri de tanıyorum. Gece kolonda bir çatlama varmış. 'Biz tamir edelim.' demişler. Getirmişler, oraya bir beton bırakmışlar ama bina komple gitmiş. Tamir ettiler. Bina çökmesin, vatandaşlar kışkırtma çıkarmasın diye bunu kapatmak istiyorlar. Kimi akrabasını, hepsini buradan çıkarıp götürecekti. Burada 3 müteahhit vardı, resmi olan müteahhit bir kişiydi. O da Abdülkerim, soy ismini bilmiyorum, bir de Abdullah isminde vardı. Müteahhit Abdullah'ın 2 yeğeni ikinci katta öldü. O çocukların da binanın yıkılacağından haberi olmuştu. 3 gün evvel binanın altındaki marangoz, o müteahhittin oğlu, Veysi isminde bir müteahhit eşyalarını, makinelerini çekmişler, götürmüşler. Yani bir hafta evvel bu binanın çökeceği belliymiş. Yalnız, bilmeyen insanlar perişan, rezil oldular. Ben de bilseydim oradan taşınıp giderdim. Ben o riske girmezdim. Müteahhit de marangoz da biliyordu. Birkaç kiracı da biliyordu. Herkes bu durumun farkına varmıştı. Bina, müteahhidin beton döktüğü gecenin sabahı çöktü. Beton nasıl döktüler? Orada 3 tane kolon var. Kolonun bir tanesini o kolona getirmişler, biraz kılıf çimento, beton dökmüşler."

"Belediye, vatandaşa sırtını döndü" 

İlk cenazelerin kendi evinden çıktığını sözlerine ekleyen Tektaş, "Benim cenazelerimden evvel kalkan olmamıştı. Cenazeyi de kaldıran Diyarbakır Valisi Erdoğan Şahinoğlu olmuştu. Ondan evvel kimse buraya gelmedi. Ne belediyeden ne emniyetten ne şuradan ne de buradan kimse geldi. İlk gelen vali oldu. Ondan sonra avukat tuttuk, mücadele ettik, her şeyi bitirdik. Belediye sorumluluğu kendi üzerinden çıkardı, müteahhidin boynuna soktu. Müteahhit de hiçbir şey yoktu. Burada 2 dükkânı vardı ve ben davayı da kazandım. Ben kazandıktan sonra gittim baktım 2 dükkân, yalnız kendisi yok. O 2 dükkânda tanıdık arkadaşlarım, aynı mahallemin çocukları… Onlara da tapu vermemiş. Allah'tan reva mıdır? Ben de davadan vazgeçtim. Kimse beş kuruş ev sahibine vermemiş. Yalnız evlerde mahsur kalan vatandaşlara adam başı 20-40 kâğıt gibi bir şey düştü. Devlet parası yok, devletin bir yardımı yok. Bunlar vatandaşlardan gelen paralar. Mesela Mardin'den, Diyarbakır'dan, bilmem sağdan soldan gelen paralardı. Belediye de sırtını döndü, vatandaşa hiçbir şeyi vermedi." şeklinde konuştu.

3 Nisan 2014 tarihinde Kayapınar ilçesi Diclekent Bulvarı'nda bulunan ve kolonları patlayan Çağdaş 1 Apartmanı'nın mağdurlarından Mehmet Bozdaş ise apartmanlarının kolonlarını güçlendirdiklerini ve iki yıl kirada kalıp, türlü türlü mağduriyetler yaşadıklarını söyledi.

"İnsanlar iki yıl boyunca mağdur oldular"

Bozdaş, "Mesela; temelde beton basılmamış, bunu inşaatçılardan, yapı denetimcilerden öğrendik. Bundan kaynaklı süs kolonları patladı. Binayı boşalttılar. Bina boşaltıldıktan sonra müteahhit ile apartman sakinleri görüşmeler yaptılar. Olay olduğunda müteahhit sıkıntıya gireceği için korkmuştu. Sonra apartman sakinleri olarak gidip belediye ile görüştük. Belediyeye 'Bu apartmanı yıkıp yerine yeni bir apartman dikelim, iki kat fazla verin. En azından müteahhidin masrafları çıksın.' diye talepte bulunduk. Belediye de yıkmamız halinde bir kat eksik inşa edilmesine izin vereceklerini söyledi. Müteahhit artık belediyeyle işini hallettikten sonra işin üzerinde durmadı. İnsanlar iki yıl boyunca mağdur oldular. Benim babam Bağlar Belediyesinde emekli zabıta. Emekliliğini yaşayacağı dönemde başından böyle bir olay geçiyor, o yaşıyla kalkıp inşaatlarda çalıştı. Sırf bu apartmanın güçlendirilmesi yapılsın diye babam türlü türlü eziyetlere katlandı ve o günden beri kendine gelemedi. Bütün düzenimiz bozuldu." dedi.

"Yapıların yüzde 80'i sağlam değil, malzemeden çalıyorlar" 

Diyarbakır'da yapı denetimi olmadığını dile getiren Bozdaş, "Müteahhitler yapı denetim elemanlarına da yediriyorlar. Kendim inşaatta kalıp sektöründe çalıştım. Normalde yapı denetim gelmeden beton dökülmez. Yapı denetçisi gelir, demirleri inceler ve beton öyle dökülür. Adam sağlam ama yapı denetim demirleri incelemeden 'Beton dökülebilir.' diye rapor veriyor. Zaten bugün bakıyorsunuz yapı denetim diye şirketler açıldı. Bunun üzerinde ciddi bir şekilde durulmuyor. Şu anda yapıların yüzde 80'i sağlam değil. Hep malzemeden çalıyorlar. Bu da müteahhitlerden kaynaklanıyor. İşi ucuza taşerona veriyorlar, taşeronlar da onları kurtarsın diye işçilikten çalıyorlar. Burada ezilen yine halk ve vatandaş oluyor." ifadelerini kullandı.

"Çok mağduriyetler çektik, hâlâ binanın eksikleri var"

Son olarak Bozdaş, "Müteahhitle görüşmeler neticesinde 'Binanın yarı güçlendirme ücretini ben veririm, diğer yarısını da bina sakinleri verecek.' dedi. Hata ondan kaynaklanmasına rağmen, cezaevine girmesi gerekirken, belgesine el konulması lazımken biz bina sakinleri olarak kendi cebimizden bu ücreti ödedik. Güçlendirme toplam maliyeti daire başına 50 bin tuttu. Daha sonra taşeron firma işi bırakıp kaçtı. Çok mağduriyetler çektik. Hâlâ binanın eksikleri var." diye konuştu.

Diyarbakır'da yıkılan ve yıkılma tehlikesi bulunan yapılar:

- Yenişehir ilçesi Şehitlik semtinde 3 Ocak 1983 tarihinde 7 katlı 28 daireli Hicret Apartmanı sabaha karşı kendiliğinden çökmüştü. Resmi rakamlara göre 84, resmi olmayan rakamlara göre de 86 kişi hayatını kaybetmişti. Binanın yapımında malzemeden çaldığı ileri sürülen müteahhit Abdülkerim Dalmış, 8 yıl 3 ay hapis ve 50 bin TL para cezasına çarptırılmıştı. Dalmış, İnfaz Yasası gereği 2,5 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilmişti. Hicret Apartmanı çöküşüyle Türkiye'nin gündeminden uzun süre düşmemişti.

10 Kasım 2006 tarihinde Kayapınar ilçesi Huzurevleri Mahallesi Esen Sokak'ta bulunan Alkan 1 Apartmanı'nın kolonları patladı. Boşaltılan bina, 4 Şubat 2007 tarihinde kendiliğinden yıkıldı. Boş binada bulunan 5 hurdacı ölmüştü. Apartmanın yapımında 4 kat için izin verildiği fakat müteahhidin binayı 8 kat inşa ettiği ortaya çıkmıştı.

- 12 Aralık 2006 tarihinde merkez Yenişehir ilçesinde bulunan Kurdoğlu Askeri Lojmanları'nda bir bina, kalorifer kazanı patladıktan sonra kısmen çökmüştü. Olayda 8 kişi hayatını kaybederken, 8 kişi yaralanmıştı.

23 Kasım 2010 tarihinde Bağlar ilçesi Sento Caddesi'nde bulunan Veysel Apartmanı'nın, kalorifer kazanının patlaması sonucu kolonları hasar görmüştü. Boşaltılan yapı, kolonları sağlamlaştırılarak kullanıma sunulmuştu. 

18 Nisan 2011 tarihinde Bağlar ilçesi Sento Caddesi'nde bulunan Tekin Apartmanı'nın kolonları patlamış, çevresindeki 4 apartman boşaltılarak, yıkılmıştı. Buralar daha sonra yeniden inşa edilmişti. 

2 Kasım 2011 tarihinde Sur ilçesi İskender Paşa Mahallesi Telgrafhane Sokak'ta bulunan bir apartmanda oturma olmuştu. Uyarılara rağmen bu yapı boşaltılmadı.

20 Kasım 2011 tarihinde uzmanların yaptığı araştırmalar sonucu Kaynartepe Mahallesi 184'üncü Sokak'ta bulunan birçok yapının yıkılma tehlikesiyle baş başa kaldığı belirlendi.

20 Ocak 2013 tarihinde Bağlar ilçesi Yunus Emre Mahallesi Sento Caddesi'nde bulunan Okumuş 1 Apartmanı'nın bodrumundaki kolonlarda çatlaklar meydana geldi, bina bir süre boşaltılmış halde kaldı.

20 Eylül 2013 tarihinde Bağlar ilçesi Kaynartepe Mahallesi Sunay Caddesi'nde bulunan Alper Apartmanı'nın, yapılan dış cephe çalışmalarının ardından balkonlarında eğim olmuş ve uzmanların araştırmalarıyla binanın yıkılma tehlikesi bulunduğu yönünde rapor verilmişti.

- 15 Aralık 2013 tarihinde Mevlana Halit Mahallesi 377'nci Sokak'ta bulunan Akalp Apartmanı'nda oturma meydana gelmişti. Söz konusu apartman, kolonları güçlendirilerek sağlamlaştırılmıştı.

3 Nisan 2014 tarihinde Kayapınar ilçesi Diclekent Bulvarı'nda bulunan Çağdaş 1 Apartmanı'nın kolonları patlamıştı. Tahliye edilen apartmanın kolonları güçlendirilerek, sağlamlaştırıldı. 

30 Eylül 2014 tarihinde Bağlar ilçesi Şeyh Şamil Mahallesi 622'nci Sokak'ta bulunan Nergiz Apartmanı'nın kolonları patlamıştı. Boşaltılan bina, yıkıldıktan sonra yeniden inşa edilmişti. 

11 Şubat 2015 tarihinde Kayapınar ilçesi Huzurevleri Mahallesi Sıtkı Gürel Caddesi'nde bulunan Öz Ateş Apartmanı'nın kolonlarında hasar meydana gelmişti. Boşaltılan bina yıkılarak, yeniden inşa edilmişti. 

15 Eylül 2015 tarihinde Fırat Mahallesi'nde bulunan Sayın 2 Yapı Kooperatifi'nin kolonları patlamıştı. Boşatılan evler yıkılarak yeniden inşa edilecek.

18 Mayıs 2017 tarihinde Mevlana Halit Mahallesi Emek Caddesi'nde bulunan Dilşat Apartmanı'nın kolonları patlamıştı. Boşaltılan bina yıkılarak yeniden inşa edilecek. 

1 Ağustos 2017 tarihinde Yenişehir ilçesi Şehitlik semtinde bulunan Gökdağ Apartmanı kolonları patladığı için tahliye edilmişti. Tahliye edilmesinin üzerinden bir gün geçtikten sonra apartman, içerisindeki eşyalarla beraber büyük bir gürültüyle yıkılmıştı. Apartmanın yıkılması nedeniyle çevresindeki 3 apartman da boşaltıldı. 

2 Ağustos 2017 tarihinde Gökdağ Apartmanı'nın yıkılmasının ardından çevresindeki Girne Apartmanı'nın A ve B bloğu ile Figan ve Nur apartmanları yıkım tehlikesi nedeniyle tahliye edilmişti. Söz konusu yapıların Girne Apartmanı'nın A ve B bloğu ile Figan Apartmanı 19 Ağustos cumartesi günü yıkılmıştı. 



Kaynak: https://ilkha.com/haber/60148/diyarbakirin-konut-saglamligindaki-hali-icler-acisi 


Kaynak: İLKHA
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.