Rüyayla gelen sanat aşkı 

Diyarbakırlı Aşık Zülfi Yoldaş sanat hayatına sığdırdığı 17 şiir kitabı onlarca beste ve yaptığı 100 bini aşkın erbane ile adeta ömrünün her anını sanata adamış. Sur’da Fevzi Çakmak Pasajındaki her tarafı hatıralarla dolu olan küçük bir dükkanda bizi ağırlayan Aşık Zülfi Yoldaş, hayatı, evliliği ve sanat yaşamında geçirdiği yolculuğu hem yad ederek hem de yeniden yaşarcasına anlatıyor.

Rüyayla gelen sanat aşkı 
05 Ekim 2017 Perşembe 09:58

Sanat hayatına; Rüyasına konuk olan bir dervişin eline sazı uzatmasıyla başladığını vurgulayan Aşık Zülfi Yoldaş, gördüğü rüyadan sonra İstanbul’a gittiğini ve sazı 45 yıldır elinden düşürmediğini büyük bir içtenlikle anlatıyor. Aşıkların sanat dünyasına ilişkin küçük bir anekdot anlatan Aşık Zülfi Yoldaş, “Aşıkların aşkı yukarıdan gelir sanatçıların aşkı ise aşağıdan gelir.  Bizim aşkımız yukarıdan geldiği için biz saz çalarken saza bakmıyoruz. Mesela Aşık Veysel de görmüyordu ama mükemmel saz çalıyordu.  Ben bir yerde sevgi yoksa oradan çeker giderim” diyor.

Sur’daki Fevzi Çakmak Pasajı’nda bulunan küçük bir dükkanda 10 yıla yakın bir süredir arbane yapan Aşık Zülfi Yoldaş, nostaljik sediri ve arkasında bulunan gençlik resminin bulunduğu posterin önünde röportajdan önce, yıllar önce yazdığı ‘Leylam Leylam’ şarkısıyla bizlere merhaba diyor. Şarkıyı uzun yıllar önce sevdiği bir kadına yazdığını belirten Aşık Zülfi Yoldaş, kadının ismini sorduğumuzda ise “Şimdi torun sahibi olmuştur. İşlerin karışmasını istemem” diyecek kadar düşünceli. 30 yıl erbane 45 yıldır saz çalan Aşık Zülfi Yoldaş, Ayşe Şan ile turnelere çıktığını ve İbrahim Tatlıses’i ısrarları üzerine sahneye çıkardığını söylüyor. Dükkanında eski toprak sanatçıların plakları, kasetleri ve yıllar önce yazdığı şiir kitapları bulunan Aşık Zülfi Yoldaş, hatıralara değer verdiğini her hali ile belli ediyor.

“Düğünümde saz çaldım”

Aşık Zülfi Yoldaş evlilik hayatını anlatırken 40 yıl öncesinin toplumsal hafızasını da gözler önüne seriyor. Aşık Zülfi Yoldaş, “Diyarbakır’ın Dicle ilçesi Bozova Köyü’nde doğdum. Diyarbakır’a geldiğimiz zaman 3 yaşındaydım. O dönem babam bize Erbedaş (Cemal Yılmaz) Mahallesi’nde 11 liraya ev aldı. O dönemin paralarını da hala saklıyorum. Cumhuriyet döneminin ilk paraları olma özelliğini taşıyor.( O esnada tarihi paraları gösterirken evlilik yıllarını anlatıyor).  Ben evlendiğim zaman bizim hanım ile evlenemem için kayınbabam benden 5 lira istedi. Bu parayı da 5 taksitle ödeyeceğimi söyledim. O dönemde toplum kadına karşı hassas düşünemiyordu. Her ay taksit ödüyordum. O dönemde evlenen gençlerin hepsi bu şekilde evleniyordu. Ben 4 taksidi ödedikten sonra 5. Taksidi ödemedim. Kayınbabam vefat etti. Eşimin kardeşleri son taksidi istediler fakat ben sizinle anlaşma yapmadım, anlaşma yaptığım kişi öldü diyerek son taksidi ödemedim. Benim düğünümde çalgı çalıyordular. Ben ve kayınbabam  da kapıda oturuyorduk. Bir kadın gelip “Yaw baba bunlar çalamıyorlar” dedi. Nedenini sorduğumuzda ise “Bunlar çalamıyor, bunlar acemi” dedi. Ben de kayınbabama döndüm ve kayınbabam “Git çal, ne olacak senin düğünündür” dedi. Ben sazı elime aldım baktım hanım da izleyicilerin içinde bana bakıyor. Ben de Aslı hanımda darbuka çalarsa çalarım dedim ve eşimi de yanıma getirdiler. Ben sazı eşimde darbukayı çaldı ve muhteşem bir düğün yaptık. Millet o gün coşmuştu. Bu anlattığım olay 40 seneyi geçmiştir” şeklinde konuştu.

“Ayşe Şan ile turnelere çıktık”

Saz çalmayı nasıl öğrendiğini anlatan Aşık Zülfi Yoldaş, rüyasında bir dervişin kendisine sazı uzatarak çalması gerektiğini söyleyerek olayları şöyle anlatıyor ; “Ayşe Şan bizim komşumuzdu. O dönemde Ayşe Şan ağabeyinin şerrinden kaçıp İstanbul’a gitti ve plak çıkardı. Lawıke Metine ve Xezal gibi şarkılar yapınca plakları çok tutuldu. Ardından Ayşe Şan 1977 yılında turnelere başladı. Ben de o dönemler Çağlayan Gazinosu’nda çalıyorum. Ayşe Şan turneye başlayınca beni de yanına aldı. İbrahim Tatlıses de o dönemlerde gazinoya gelip onu sahneye çıkarmamı istiyordu. Turneden sonra kardeşim bir kızın benimle konuşmak istediğini söyledi. Konuştuk arkadaş olduk. Sonra beni al evlenelim dedi. Ben de tamam dedim. Anneme evlenme konusunu açtım. Annem de babama dedi. Babamda “Ben zorla sizi besliyorum. Seni nasıl evlendireyim” dedi. İş böyle olunca bizim mesele de çözüme kavuşmadı. Sonra gece biz damda yatarken, rüya aleminde 35-40 kişinin olduğu bir odada oturuyordum.  Aksakallı bir derviş içeri girdi. Elinde bir divan sazı vardı. Derviş sazı kime verdiyse çalamıyor. Bana getirdi ve “ Oğlum al bu sazı çal” dedi. Sazı aldım ve çalmaya başladım. Derviş bana sazı çalmayı öğretti. O an sazı öyle bir çalıp söylüyordum ki anlatamam. Ardından annem beni uyandırıp niye şarkı söylediğimi sordu. Bende rüya gördüğümü söyledim. Sonra İstanbul’a Tahtakale’ye gidip 35 liraya saz aldım. 5 sene Heybeliada’da kaldım. 5 yılda bu ilmi öğrendim.”

“Aşıkların aşkı yukarıdan gelir”

Dönemin aşık kültürünü ve aşıkların atışmalarını samimi bir dille anlatan Aşık Zülfi Yoldaş, “Şimdi Diyarbakır’dayım 35 seneyi aşkın bir sürede televizyonlarda programlara katıldım. Sahne hayatı deneyimi yaşadım.  Memleket memleket gezdim Adana’da destan sattım.  En sonunda Et ve Balık Kurumu’ndan emekli oldum. Hayatım açıkçası çok karışık bir şekilde geçti. Aşıkların aşkı yukarıdan gelir sanatçıların aşkı ise aşağıdan gelir.  Bizim aşkımız yukarıdan geldiği için biz saz çalarken saza bakmıyoruz. Mesela Aşık Veysel de görmüyordu ama mükemmel saz çalıyordu.  Gözler kapalı olduğunda aşıklar daha yoğun bir duyguyla daha büyük bir aşkla saz çalıyor. Zamanında Yusufeli kazasından bir aşık Diyarbakır’a geldi. Adı Aşık Kemali idi. Atışacak bir aşık bulamamıştı. Geldi ve bana çattı. Gazinoda beni izlediğini öğrendim. Bir gün karşılaştık ve benimle atışmak istediğini söyledi. Ona bak seni alt edersem sazını alırım dedim. Aşık kültüründe bunun usulü böyledir. Yarım saat boyunca atıştık ardından ona ‘O nedir ki dünyadan 7 defa küçüktür. O nedir ki dünyadan 300 defa büyüktür. Cevap ver Aşık Kemali dedim. Aşık Kemali işin içinden çıkamadı. Ay dünyadan 7 defa küçüktür ve güneş dünyadan 300 defa büyüktür. Sorunun cevabı budur Aşık Kemali dedim. İnanmazsa gidip astronomi âlimlerine sor dedim. Aşık Kemali’nin sazını elinden aldım ve baktım rengi kaçtı. Bende iyi yanıma denk geldiğini ve misafirim olduğu için sazını almayacağını söyledim. Aşık kültüründe atışmalarımız genelde bu tarz olur” ifadelerini kullandı.

“Ne ben onu bulabildim ne de o beni bulabildi”

“Uzun yıllar önce Diyarbakır’a döndüğünü ve sevdiği kızın evinin olduğu yere gittiğinde her tarafın yıkık bir halde olduğunu anlatan Aşık Zülfi Yoldaş, sevdiği kadını arayışını “22 yaşlarındayken Diyarbakır’a dönmüştüm. Sevdiğim kadının evinin olduğu yere gittiğimde her tarafın dümdüz olduğunu gördüm. Nereye gittiklerini sorduğumda herkes yerini bilmediğini söyledi. Sonra onu aradım. Ne ben onu bulabildim ne de o beni bulabildi” sözleriyle anlatıyor. Aşık Zülfi Yoldaş, “Benim 17 tane şiir kitabım ve yüzlerce bestem  var. 20-25 yıllık bir süre içinde bu şiir kitaplarını çıkardım. Ben son yazdığım şiirde de bir yerde sevgi yoksa oradan çeker giderim dedim. Günümüzde genelde sevgi ve duygu yoğunluğu maalesef çok azaldı. Beni en çok etkileyen insanları sayacak olursam; Ayşe Şan, Aşık Mahzuni Şerif, Malatyalı Fahri Kaya, Meryem Xan ve Celal Güzelses’in benim sanatımda büyük rol oynadıklarını söyleyebilirim. Hepsinin kasedi hala bende var ve dinlemeye devam ediyorum. Bestelerimi Ayşe Şan, İbrahim Tatlıses, Azer Bülbül ve Ceylan gibi sanatçılara da verdim.  Bestelerimin birini sevdiğim bir kadına yazdım. 22 yaşlarındayken Diyarbakır’a dönmüştüm. Sevdiğim kadının evinin olduğu yere gittiğimde her tarafın dümdüz olduğunu gördüm. Nereye gittiklerini sorduğumda herkes yerini bilmediğini söyledi. Sonra onu aradım. Ne ben onu bulabildim ne de o beni bulabildi. İsmini de söylemek istemiyorum. Belki şu an evlenip torun sahibi olmuştur. İşlerin karışmasını istemem” dedi.

“Sanat eskisi gibi kaliteli değil”

Sanat hayatı boyunca 100 binden fazla erbane yaptığını vurgulayan Aşık Zülfi Yoldaş, “Erbane de yapıyorum. Erbane yapmayı da babamdan öğrendim. Babam aslında duvar ustasıydı fakat erbanede yapıyordu. Bu küçük dükkânımda 10 yıldır erbane yapıp sanatıma devam ediyorum. Şimdiye kadar 100 binden fazla erbane yaptığımı söyleyebilirim. Sanat dünyasında eski akıllılar kalmadı, ortalık boş. Bu yüzden sanat eskisi gibi kaliteli değil. 50 yıl önce akıllılar çoktu ve toplumu idare edebiliyordu. Şimdi ise akıllılar azaldı ve deliler çoğaldı. Akılsızlar toplumu idare edemiyor. Bu durum sanata da yansıyor” dedi.

Röportajın sonunda yazdığı son şiirini okuyan Aşık Zülfi Yoldaş, dizelerinde şu ifadelere yer veriyor ;

Bize gülmek düşmüyor mu?

Hey Mercedes kullananlar

Bize Murat düşmüyor mu?

Saray köşkler size kalsın, bize külhan düşmüyor mu?

Su gibi viski içersin, fakir hali bilmezsin

Gözyaşlarını silmezsin,

Bize gülmek düşmüyor mu?

Aşık Zülfiyim çalarım

Bir yoksul görünce ağlarım

Bak açıldı yaralarım

Bize ilaç düşmüyor mu?

Kaynak: Yenigüngazetesi

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.