Tahir Elçi 207’nci kez anıldı

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir ELÇİ’nin katledilişinin 207. Haftasında anıldı.

Tahir Elçi 207’nci kez anıldı
20 Aralık 2019 Cuma 22:01

Etkinlikte konuşan Baro Saymanı Av. Muhlis OĞURGÜL şunları söyledi;

Değerli Basın Emekçileri ve Baromuzun Kıymetli Üyeleri; Baro Başkanımız Tahir ELÇİ’nin katledilmesinin üzerinden tam 207 hafta geçmesine rağmen failleri bulunmamıştır. Bu zamana kadar faillerinin tespiti için herhangi bir çabanın yürütülmediğini bir kez daha vurgulamak isteriz. Düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında sayılacak açıklamalardan ya da soysal medya paylaşımlarından dolayı insanların gözaltına alındığı ve hatta tutuklandığı durumu ortadayken; Tahir Elçi’nin kuvvetle muhtemel şüphelilerinin isimlerinin dosyada bulunmasına rağmen şüpheli sıfatıyla hiç kimsenin ifadesinin dahi alınmaması yargının dosyaya bakış açısını açıkça ortaya koymaktadır. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan faillerin yargı önünde hesap vermeleri için ivedilikle işlem tesis etmesini talep ediyoruz.  Tahir ELÇİ’nin failleri bulunmadan ve gereği yapılmadan bu işin peşini bırakmayacağız.    

Bugün sabahın erken saatlerinde Diyarbakır Sur İlçesi Belediye Eşbaşkanı Filiz Buluttekin’in evine baskın yapılmış, avukatının bilgilendirmesine göre Buluttekin, eşi ve 10 yaşında çocukları yere yatırılmış ve kafalarına silah dayatılmıştır.  Kayyum atanması hukuksuzluğu yetmezmiş gibi seçilmiş belediye başkanlarına ve ailelerine gözaltı işlemi esnasında insanlık değerleriyle bağdaşmayan müdahalelerin yapılmasını kabul edilemez buluyoruz.

Diyarbakır Merkez İlçelerin’den kayyum atanmayan tek yer olan Sur Belediyesi’ne de kayyum atanmış olması halkın iradesinin temsiliyeti tamamen ortadan kaldırılmıştır. Belediye başkanlarının tutuklanması ve yerlerine kayyum atanması hukukun temel kurallarını, seçme ve seçilme hakkını ağır bir şekilde ihlal etmiştir. Demokrasinin olmazsa olmazı olan seçme ve seçilme hakkının keyfi uygulamaları ile ihlal edilmesi hukuk devleti olmanın varlığına ciddi anlamda zarar vermektedir. Hukukun üstünlüğüne katkı sunmayan, seçmenin iradesine saygı duymayan, seçilene güvence sağlamayan bu otoriter yaklaşım, derhal terk edilmelidir.”

OĞURGÜL’ün ardından Diyarbakır Barosu Cezaevi Komisyonu Başkanı Av. Gizem MİRAN, DİYARBAKIR BAROSU CEZAEVİ İZLEME KOMİSYONU’NUN DİYARBAKIR CEZAEVLERİ HAK İHLALLERİ RAPORU’nu açıkladı. 

Miran konuşmasında;   

Diyarbakır Barosu olarak gayrimeşru ve hukuka aykırı uygulamalara karşı hak ve hukuk mücadelesine her sahada katkı sunmaya çalışmaktayız.  Hiç kuşkusuz bu mücadele alanının en büyük paydalarından birini “Hapishaneler” oluşturmaktadır. Nitekim hapishaneler gibi kapalı kurumların “şiddet üretmesi” patalojik bir gerçekliktir. Bu patolojik gerçeklik karşısında, hapishanesiz bir toplum tasavvur etmek, bu gerçekleşinceye kadar da bu patolojiyi geriletebilmek sorumluluğu ile karşı karşıya kalmaktayız.  Bu nedenle hapishaneler sorununun esas öznesi olan mahpusların yaşadığı ve her geçen gün katlanarak artan sorunlarına bir nebze çare olabilmek, sesimizi vicdanlı ve adil kararlar verebilecek siyasilere ulaştırabilmek için bugün buradayız. 

Baromuza gelen şikayet, ihbar ve bilgiler ışığında 15/11/2019 ve 25/11/2019 tarihleri arasında Diyarbakır Barosu Cezaevi İzleme Komisyonu üyelerimizle Diyarbakır’ da bulunan cezaevlerine yaptığımız ziyaretlerde tarafımıza ifade edilen hak ihlalleri şöyledir;

“Mahpusların düzenli ve kaliteli bir sağlık hizmetinden faydalandırılmaması, hastane sevklerinin kelepçeli yapılması, bazı hekimlerce kelepçeli muayeneye izin verilmesi, çocuk mahpuslara şiddet uygulanması, ters kelepçe takılması, yemeklerin sağlıklı ve hijyenik olmaması, sıcak su ihtiyacının 2 günde bir sadece 1 saat karşılanması, koğuşların yeterince ısıtılmaması, mahpusların sadece 10 kitap bulundurmasına izin verilmesi, hakkında toplatma kararı olmayan kitapların da keyfi gerekçelerle mahpuslara verilmemesi, Kürtçe süreli-süresiz yayınlara izin verilmemesi, ortak yaşam alanlarının kameralarla 7/24 izlenmesi, anneleriyle kalan çocukların süt, bebek bezi, beslenme, kıyafet ihtiyaçlarının yeterli düzeyde karşılanmaması, kurumda kreş ve oyun parkının bulunmaması, kantinde satılan ürünlerin kalitesiz ve pahalı olması, istenilen gazete-dergilerin verilmemesi, istenilen radyo-tv kanallarının açılmaması, görüşçülere tacize varacak şekilde ince arama yapılması,  Avukat görüş odalarının gereken fiziki şartlara sahip olmaması”

Bu ihlal başlıklarının detayları raporumuzda kamuoyunun ve yetkililerin bilgisine sunulmuştur. Hapishanelerde tutulan mahpusların karşı karşıya bırakıldıkları ihlallerin, adil yargılanma hakkı, özel hayata saygı, işkence ve kötü muamele yasağı gibi en temel Anayasal haklarının ihlaline neden olduğunun altını çizmek isteriz. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Mahpuslara Yönelik Muameleye İlişkin Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları(Nelson Mandela Kuralları), BM Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Tasfiye Edilmesine Dair Sözleşme (CEDAW), BM Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi pek çok uluslararası metin demokratik toplum düzeninde korunması gereken en temel insan haklarını ve bu hakların kısıtlanmasında esas alınacak temel ölçüleri belirlemiştir. Ancak Hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri ulusal ve uluslararası mevzuatta belirtilen ölçülerle yapılmış hak kısıtlamalarına dayanmamaktadır.

Özellikle kampüs adı verilen, içinde birden çok hapishanenin olduğu, lojman, hastane duruşma salonlarının tek bir alanda toplandığı ve Diyarbakır ‘ da 1 yıldan fazla süredir faaliyette olan kampüs hapishanelerinin fiziki yapısı ve yönetim modeli sebebiyle söz konusu hak ihlallerinin ortaya çıkmasına daha elverişli olduğu tespit edilmiştir. Bu yeni tip kampüs hapishane sisteminin zaten denetlemesi ve yönetimi zor  olan hapishanelerdeki yaşamı daha da zorlaştırdığı, denetimini güçleştirdiği anlaşılmıştır. Yüzlerce  mahpusun bulunduğu kampüs içinde sağlık, yemek, sosyal, eğitim hizmetlerinin yetersiz olduğu mahpusların şikayetlerinden de açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim ağır hak ihlalleri ve hukuksuz uygulamaların gerçekleştiği ve halen bu uygulamalara devam edildiği sabittir.

Hapishaneler gibi kapalı kurumların şiddet içeren yanını olabildiğince sınırlamak ve denetim altında tutabilmek, buraları insan hakları ve insan onuruyla “olabildiğince” uyumlu hale getirmek sadece sivil toplum örgütlerinin müdahalesi ve müdahilliği ile mümkün değildir. Bu kapalı kurumlar için “sivil” izleme yapılması elzem olmakla birlikte asıl sorumluluk ise devlete, politika yapıcılara aittir. Sivil toplum örgütlerinin sürece müdahil olabilmesinin kanallarını yaratacak ve bu müdahilliği yasal bir çerçeve içerisinde güvenceye kavuşturabilecek olan devlet ve politika yapıcılardır. 

Ne hapishaneler ne de oralarda tutulan mahpuslar tek tiptir. Mahpus denildiğinde, kadın, çocuk, engelli, yaşlı, genç, yabancı, LGBTİ, ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü, hasta, çocuğuyla beraber hapiste tutulan kadın, hamile kadın gibi özel ihtiyaçları olabilecek pek çok dezavantajlı mahpus grubu olmasına rağmen bu gruplar hapishane ortamında çok daha dezavantajlı bir infaz rejimi ile karşı karşıya kalmakta ve kötü muameleye maruz kalmaktadır. Kötü muamele ise sadece darp veya fiili bir tavırla ortaya çıkmamaktadır.

Sonuç olarak;  mahpusların kaliteli sağlık hizmeti aldığı, insanlık onuruna yaraşır şartların sağlandığı, çocuk, kadın ve engellilerin özgün ihtiyaçlarının karşılandığı, sivil denetimin yapılmasının sağlandığı  şeffaf şartlar için tüm yetkilileri gerekli adımları atmaya davet ediyoruz. Mahpuslara yönelik suç teşkil eden söz ve eylemlerle ilgili olarak adil ve etkin soruşturma yürütülmesini, cezasızlık politikalarından vazgeçilmesini talep ediyoruz. Bu vesile ile Adalet Bakanlığı ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’ nun gerekli incelemeleri yaparak ihlallerin ortadan kaldırılması için yasal süreç başlatması talebimizi yineliyoruz.” Dedi.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.