Tutsiler – Hutular

Ruanda, küçük bir Afrika ülkesidir. Uganda, Tanzanya ve Burundi ile sınır komşusudur.

Tutsiler – Hutular
02 Şubat 2017 Perşembe 17:37

Ruanda, küçük bir Afrika ülkesidir. Uganda, Tanzanya ve Burundi ile sınır komşusudur.

Nüfusu: 9,907,509

Okur-yazar oranı: % 70,4

Din: Halkın % 82,5'u Hıristiyan, % 5'i Müslüman.

Resmi diller: Kinyaruandaca, Fransızca ve İngilizce.

Doğal kaynaklar: Altın, kalay cevheri, tungsten cevheri, metan gazı.

Kişi başına yıllık gelir: 1000 dolar.

Halkın % 60'ı yoksulluk sınırı altında.

Ruanda, 1860 yılında Almanya'nın sömürgesi oldu. Almanlar Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkınca, Ruanda 1916 yılında Belçika'nın boyunduruğu altına girdi.

Belçikalı egemenler, Ruanda'yı kolayca yönetebilmek için, sömürgecilerin o çok iyi bilinen 'Böl ve Yönet' yöntemini hemen uygulamak istediler. Ama önce, Ruandalıları bölüp parçalıyacak bir gerekçe bulmalıydılar. 

Belçikalı egemenler Ruandalıları dini inançlarına göre bölemiyorlardı, çünkü halkın büyük çoğunluğu Hıristiyan misyonerlerin onlarca yıl süren yoğun çabaları sonucu Hıristiyan olmuştu. Öyleyse, dini inanca dayalı bir ayrımcılık söz konusu olamazdı.  Ruandalıları etnik kökene göre ayrıştırmak da olanaksız görülüyordu. Gerçi Ruandalıların bir kısmı çiftçilik bir kısmı da hayvancılık yapıyordu ama, bu farklılık derin bir ayrımcılık yaratmaya elverişli değildi.

Belçikalı egemenler en sonunda Ruandalıları bölecek şeytanca bir formül buldular.Ruandalıları 'burnu uzun olanlar' ve 'burnu kısa ve basık olanlar' diye ikiye ayırdılar.Bu anlattığım, şaka değil! Belki kara mizah olarak görülebilir, ama hiç şaka değil!

Belçikalı sömürgeciler, burnu uzun olanlara 'Tutsi', burnu kısa ve basık olanlara 'Hutu' dediler. Elbette sadece böyle demekle kalmadılar. Tutsilerin, soylu, kültürlü ve daha akıllı olduğunu duyurup, kendilerine hizmet edecek yöneticileri Tutsilerden seçtiler.Aslında, burnu uzun Tutsiler azınlıktaydı. Ruandalıların çoğunluğu kısa ve basık burunlu Hutulardı. Peki, Belçikalı sömürgeciler, kendilerinin yaratıp ortaya çıkardığı ayrımcılıkta neden çoğunluktaki Hutuları değil de azınlıkta olan Tutsileri kendilerine yakın kişiler olarak seçmişlerdi?

Sömürgeciler, 'Böl ve Yönet' yöntemini uygularken hep şu ilkeye bağlı davranırlar. Bölünme sonucu ortaya çıkan sınıflardan azınlık olanını kendilerine uşak olarak seçerler. Azınlıkta olan uşaklar aracılığıyla çoğunluk üzerinde baskı kurup denetimi sağlarlar. Azınlıkta olanlar, konumları nedeniyle, çoğunlukla baş edemeyeceklerini bildiklerinden sürekli olarak efendilerine bağlı  kalırlar. 

Belçikalı sömürgecilerin yarattığı yapay bölünmenin hiçbir bilimsel yanı bulunmamaktaydı. Tutsilerle Hutular arasında kan, soy ve kültür farkı yoktu. Tutsilerle Hutuların genetikleri de aynıydı. Yani, etnik kökene dayalı bir ayrımın aslı astarı yoktu!Belçikalı sömürgeciler, Tutsi seçkinlerini kullanarak halktan vergi toplamayı ve Belçika'nın politikalarını dayatmayı başardılar. Yerel yönetimlere Tutsileri getirerek egemenliklerini pekiştirdiler.

Ancak 1950'lerde ortaya çıkan ve 1960'larda süren Afrika Milliyetçiliği rüzgarı Orta Afrika'da esmeye başlamıştı. Afrikalılar, sömürgecilere karşı başkaldırıyordu. Eylemin öncüleri, Birleşik Afrika ve tüm Afrikalılara eşitlik istiyordu.

İşte bu rüzgardan cesaretlenen Ruanda'nın Hutuları, Tutsilere başkaldırdılar. Kasım 1959'da Tutsilerle Hutular arasında silahlı çatışma çıktı. Binlerce Tutsi öldürüldü, binlercesi de komşu Uganda'ya kaçtı. Belçikalı sömürgecilerin başlattığı ayrımcılık sonucu Ruanda'da bir iç savaş çıkmıştı.

1 Temmuz 1962'de Ruanda, bağımsızlığına kavuştu. Ancak Belçikalı sömürgecilerin neden olduğu iç savaş durmadı. Hutularla Tutsiler arasındaki katliamlar aralıklarla sürdü.Ruanda'da iç savaş 1994 yılında soykırım boyutlarına ulaştı. Çoğunluğu Tutsi olan 800 bin Ruandalı öldürüldü.

Şimdi gelelim ülkemize.

Uzun bir süredir Türkiye'yi ve Türk halkını bölüp parçalamak isteyen ABD ve AB Sömürgecileri de 'Böl ve Yönet' yöntemini uygulamaya koydular. Türk-Kürt ayrımı yaratıp bir iç savaşın çıkmasını beklediler, olmadı. Alevi-Sünni kutuplaşmasını denediler,  o da tutmadı. Son olarak sömürgeciler, türban yanlıları-türban karşıtları, laikler-anti laikler, dindarlar-dinsizler ayrımcılığını ortaya sürüp körüklediler. Bu kez ABD-AB sömürgecileri, ilk etapta kendi ülkelerinde olan sözde kanaat önderi vasıtası ile, iktidarı da yanlarına çekip TBMM'de de çoğunluğu ele geçirdiklerini sandılar.                 

Bu son oyunlarında sanki hedeflerine varmaya, bir iç savaş çıkaramaya yaklaşmış gibi bile  göründüler.

Peki, Türkiye, ABD-AB sömürgecilerinin bu son oyununu da boşa çıkarırsa ne olacak? Nasıl Belçikalı sömürgeciler Ruandalıları bölmek için halkın burun farkını öne çıkardılarsa, herhalde ABD-AB sömürgecileri de Türk halkının başka bir organını dillerine dolayıp ayrımcılık yaratmaya çalışacaklardır!

Sömürgecilerde oyun çoktur, bitmez!

Tek yol, Türk milletinin siviliyle, askeriyle,etnik, siyasi, mezhepsel tüm gruplarıyla , tüm kurum ve kuruluşlarıyla birlikte, 'Bağımsız Türkiye' diyerek ayaklanmasıdır!

Bütün toplumlar şu ya da bu şekilde bütün unsurlarıyla birlikte, içerdiği çatışmaları asgari düzeye indirgeme ve tolere etme kapasitesine sahiptir.

Bireysel ve toplumsal barış, toplumun varlığının, birliğinin ve işleyişinin sürdürülmesi için, Ferd ferd, zor da olsa yapmamız gerekenler var. Bir toplumun devamı ve istikrarı toplumu oluşturan birey ve grupların bütünleşmesine bağlıdır.Aslında Hepimizin bildiği, içinde var olan insani şeyler bunlar. Bazen kanaat önderleri diye ortaya çıkanların, bazen toplumsal liderlerin, bazen filozofların , bazen devlet başkanlarının kendilerine uysun uymasın, konumları itibariyle sanki söylemek zorunda hissettikleri doğrular bunlar.

Empati kurmak, dayanışma, göstermek.

Samimi olmak kendi için istemediğini başkaları için de istememek.

Yardım etmek, yardımcı olmak.

Mutlu olmak , Affetmek, tolerans göstermek

Kızgınlığı, kıskançlığı ve yorgunluğu atmak

Minnet, sevgi ve barış gibi pozitif düşüncelerle hareket etmek

Başkalarına zarar vermemek, hakkında yalan, yanlış ve zarar verici sözler etmemek

Arkadaşlığın değerini bilmek, Teknolojinin esiri olmamamak

Kavga etmemek, anlaşmak ,  uzlaşmak

Yukarıdaki ,bize göre öğüt , söyleyene inananlara göre öğreti sayılan sözlerin birçoğunun sahibi, Dalai Lama. (Tibet in Ruhani Lideri) Bu kadar genel doğruyu söyleyen bu lider 3. Reankarne sürecini tamamladığını söylüyor. Varımız yoğumuz bir dünyevi hayattan çıkaramadığımız sonuçları , 3 yaşam sonra sı öğretiye dönüştürdüğünü söyleyen, Nobel ödüllü bilge bir şahsa ( Dalai lama yı ,bizde ki dallamalarla karıştırmadığımız sürece) ne diyebiliriz ki.

Hadi bakalım; hangisi bilmediğimiz, anlamadığımız, yanlıştır dediğimiz , içimizde olmayan, zaman zamanda olsa şikayet etmediğimiz, olması gereken kural değil. Kişinin önce kendisi ile barışması, sonrasında toplumsal barışın sağlanması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanması hiç zor değil. İstemek başarmanın  Yarısıdır.Henüz biraz güven haricinde hiç birşeyi kaybetmiş değiliz.

Yüzde yüz kazanmak, ya da yüzde yüz kaybetmek diye bir şey yoktur.

Alacağın dersi kaybetme. Ona sahip çık. Sana ilerde lazım olacak olan odur…

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.