Zorunlu göç protest kültürü doğuruyor

Göç, sadece bedenini ve taşınabilecek birtakım eşyaları yanına alarak bir yerden başka bir yere gitmek anlamına gelse de göçün psikolojik, sosyal, siyasal ve kültürel etkileri yıllar sonra bile kendini gösterebiliyor. Özellikle Ortadoğu coğrafyasında yoğun olarak yaşanan göçler birçok değişimi ve sorunu da beraberinde getiriyor. Türkiye’de siyasal istikrarsızlığın ülke genelinde hakim olması, devlet ve örgütler arasındaki çatışmaların özellikle kırsal bölgelerde yoğunluk kazanması ile birlikte köylerden göçen binlerce insan kentlere yerleşerek kültür çatışmasının yaşanmasına sebep oluyor.

Zorunlu göç protest kültürü doğuruyor
24 Nisan 2017 Pazartesi 17:11

Tarihin tüm dönemlerinde göçler yaşanırken, kırsal bölgelerden kentlere göç sürekli artıyor. 1975 yılında kırsal alanda yaşayan nüfusun ülke nüfusuna oranı yüzde 70 iken 2016 yılı itibarıyla bu oran yüzde 22’ye düşmüş durumda. 2025’te bu oranın yüzde 20, 2050’de ise yüzde 15 olacağı öngörülürken bu drum birçok sorunuda beraberinde getiriyor. Ortadoğu’da yaşanan savaş durumu ve Türkiye’de yaşanan siyasi süreç ile birlikte Türkiye’den Avrupa’ya Suriye’den Türkiye’ye ve bölgenin kırsal kesimlerinden kentlere göç büyük bir etkileşim halinde devam ediyor.

Son bir yılda 300 bin göç

Kentlerde yaşayan insanların kendini daha güvende hissettiğini belirten Sosyolog-yazar Prof. Dr. Mehmet Yanmış, “Bölgede göçün yaşanmasında çatışmalı sürecin etkisinin çok fazla olduğunu söyleyebiliriz. Çatışmalı dönemlerde özellikle büyük şehirlerde insanlar kendini daha güvende hissediyor. Diyarbakır’ın bir ilçesinde bir vadide yaşayan insanlar daha çok korku halini hissedecektir. Köyde yaşayan insanlar PKK veya asker köye gelecek mi.? Veya acaba bende olayların faili olacak mıyım endişesine kapılıyor. Bu korku şehirde çok daha az seviyededir. Özellikle çatışma dönemlerinde kırsal bölgelerde yaşayan insanlar buraları riskli görüp büyük şehirlere göç ediyor. Son bir yılda bölgede yaklaşık 300 bine yakın göç yaşandı. BM iki hafta önce bölge ile ilgili bir rapor yayınladı. Raporda 500 bine yakın göçten bahsediliyordu. Bu rakam Güneydoğu’da başka bölgeye yaşanan göçü ve bölge içi göçü kapsıyordu” diye konuştu.

“Göçler toplumsal değerlerden uzaklaştırıyor”

Göçün asıl etkilerinin yıllar geçtikten sonra ortaya çıktığına vurgu yapan Yanmış, yaşanan göçlerle birlikte sosyal kontrolün bozulduğunun altını çizdi. Yanmış, “

Daha çok zenginler ve göç etme durumu olan insanlar göç ediyor. Buda bölgede iş olanağının azalmasına ve bölgenin daha da fakirleşmesine neden oluyor. Bölgede çatışma ile birlikte Güneydoğu’da yaşamaya sıcak bakmayan gençler özellikle batıda okumuşsa gelip Diyarbakır’da veya Şırnak’ta çalışmayı tercih edilebilir bulmuyor. Bunlar göçün dolaylı etkileri olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin Şırnak hayalet kente dönüştü. İnsanların biraz parası varsa bile bölgede iş kurmayı tercih etmiyor ve ülkenin batısına yöneliyor. Evleri yıkılan insanların yaşadıklarınında bir sonucu olacaktır. Çünkü yaşanan bir yıkımdır. Bunca yaşananlar toplumların değerlerini etkiliyor. Mesela Hani ilçesinde insanlar dini geleneksel değerlerini oturtuyorlar. Bunu aileler kontrol ediyor. Bu duruma toplumsal baskıda diyebiliriz. Yaşanan zorunlu göçten dolayı Şırnak’ta Sur’da ve Mardin’deki insanlar çok büyük zorluklar çekiyor. Bu durum insanların toplumsal değerlerinden uzaklaşmasını sağlıyor. Bu tarz insanlar geleneksel aile yapısından da uzaklaşıyor. Böyle olunca sosyal kontrol bozuluyor. 90’lı yıllarda yaşanan göçlerin etkisi 2000’li yıllarda bile devam ediyordu. Bunu depremde ağır hasar gören bir binaya benzetiyorum. Belki o an bina yıkılmamıştır fakat zamanla yıkılır. Bu yüzden göç olgusunu çok derin irdelemeliyiz. 90’larda yaşanan göçle büyük bir hasar meydana geldi. Asıl yıkım ise 2000’lerde yaşandı”ifadelerini kullandı.

“Zorunlu göç protest kültürü doğuruyor”

Göçlerle birlikte kentlerde tutunamayan gençlerin her türlü düzene karşı bir tepki geliştirdiğini vurgulayanYanmış sözlerine şöyle devam etti ; “Çatışmalı dönemi sıcağı sıcağına yaşayan insanlar travma halini yaşıyor. Özellikle çocuklar bu durumdan çok etkileniyor. Biz buna post-travma diyoruz. Bu durum 4-5 yıl sonra kendini gösteriyor. İnsanların devlete karşı güveni azalıyor. Bu durumlar daha öncede yaşandı. Bu tarz yerlerden göç edenler ailelerin bir birikimi olmadığı için gittikleri yerlerde tutunamıyorlar. Çocuklar sahipsiz kalıyor. Bu durum bir protest kültürün ortaya çıkmasına neden oluyor. Anarşist bir grup ortaya çıkıyor. Her türlü düzene karşı bir tepki meydana geliyor. Buda gençleri her türlü örgüt ve dini yapılanmanın aracı haline getiriyor. Bu tarz gençler örgütlerin eleman potansiyelini oluşturuyor. Sistem karşıtı gruplar ile örgütler ve radikal dini gruplar etkileşim içine giriyor. Devlet olaya genelde şöyle bakıyor ; Güneydoğu’da politika uyguluyorlar. İsterseniz buna Şeyh Sait hadisesi, 70’lerdeki komando harekatları, 90’lardaki köy yakmalar veya hendek operasyonları diyin. Devlete göre Kürtler çok büyük eylem yapmıyorsa ortalığı yakıp yıkmıyorsa doğru yapıyoruz diye düşünüyorlar. Bu klasik anlayış devletin en büyük yanılgısıdır. Devlete göre duman çıkmıyorsa yangın yok demektir. Bölgeye karşı dar bir bakış açısı hakim. Ben bölge insanın psikolojisini böyle anlayabileceklerine asla ihtimal vermiyorum. Benim gördüğüm Kürt toplumu ile anketlerdeki Kürt toplumu birbirini karşılamıyor. Bahsettiğimiz göç olaylarının devam eden etkisi bu şekilde. Şeyh Sait meselesinin etkileri bile hala devam ediyor”.

“Göç mağduriyetlere sebep oluyor”

90’lı yıllarda bölgede yaşanan göçlerin büyük bir yıkıma sebep olduğunu söyleyen Yanmış, göçün asıl etkilerinin yıllar sonra ortaya çıktığının altını çizdi. Yanmış, “

90’larda yaşanan siyasi olaylarla birlikte yaşanan göçler ve bunların etkileri günümüzde kendini gösteriyor. Bunlarda terörü bitirmek adına yapılmıştı. 2013’e geldiğimizde ”terörist dedikleri parti” yüzde 13 oy aldı. Geleneksel devlet anlayışı yine çözüm getirmedi. Biz Kürtlerle yaşayacaksak ve zorunlu göçlerin önüne geçebileceksek Kürt meselesini anlamamız gerekiyor. Bunlardan ders çıkarılması gerekiyor. Göç dediğimiz hadiseler toplumda sürekli yeni mağduriyetler oluşturacak. Bölegedeki göçün önüne geçebilmek adına sağlıklı politikalar izlenmeli. 90’larda bölgedeki en büyük yıkıma sebep olan olgu göçlerdir. Bu direkt bir etki değildi. Yıllar geçtikçe ortaya çıkan bir tablo oldu” şeklinde konuştu.

Bölgeler arası ekonomik uçurum

Yaşanan göçlerle birlikte ülkedeki tarım ve hayvancılığında bu durumdan olumsuz etkilendiğini belirten Yanmış, “Bölgedeki göçün asıl nedeni ekonomik değil. Bu tanım olayı tamamen açıklamıyor.Bölgede tarım ve hayvancılık yoğun olarak yapılıyor. Yaşanan göçlerle birlikte hayvancılıkta büyük zarar gördü. Köylerde kimse kalmadığı için hayvancılık önceki yıllara kıyasla çok sönük kaldı. Bu yaşananları sorguladığımız zaman bölgede kişi başına düşen milli gelir 2 Dolar iken Türkiye’deki ortalama milli gelir ise 11 Dolar civarında. Marmara Bölgesi ile Güneydoğu bölgesini kıyasladığımız zaman 16 Dolara karşın 2 Dolar gibi bir uçurum tablosu ortaya çıkıyor. Buda işsizlikle beraber başka sosyal problemleri de beraberinde getiriyor. Çete olayları, uyuşturucu kaçakçılığı ve aile parçalanmaları gibi olayların yaşanmasına sebep oluyor. Kriz dönemlerinde göç fakirleri Anadolu’ya yöneltiyor. İstanbul ve Ankara’da geçinebilmek için para gerekiyor. Fakat bölgede çok düşük ücretlerle geçinebiliyor insanlar. Batıda düşük gelirli insanlar köylerine göç ederken doğuda ise bu durumun tersi yaşanıyor. Son iki yıllık süreçte Diyarbakır’da göç eden değişik yaş gruplarındaki tanıdığım insanlar genelde eğitimli ve ekonomik durumu iyi olan insanlar oluyor. 70 ve 90’lardaki göçün iki önemli sonucundan birisi eğitimli insanların göç etmesiyle geride daha köylü daha kırsal bir nüfusun kalmasına sebep oluyor. Buda göçün yaşandığı şehrin kültürel yapısını olumsuz etkiliyor” dedi.

“Göçlerle birlikte kültür çatışması yaşanıyor”

Köylerden kentlere yaşanan göçlerin şehirleri kültürsüzleştirdiğini belirten Yanmış, ekonomik olarak zor durumda kalan insanların toplumsal değerleri ikinci plana attığını dile getirdi. Yanmış, “Göç edip kentlere gelenler şehirde tutunamadığı için kısa yoldan para kazanmanın yollarını arıyor. Buda tehlikeli bir durumdur. Zor durumda kalan insanlar toplumsal değerlerini ikinci plana itip farklı ve yanlış arayışlara yöneliyor. Sahipsiz bırakıldığı hissine kapılıyor. Özellikle gençler bu kesimi oluşturuyor. Böylelikle bütün değerler alt üst oluyor. Şehirde hayata tutunmaya çalışan bu gençler yasadışı yollara başvuruyor. Kırsalda insanlar bir şekilde geçiniyor. Ama şehirde aç kalma tehlikesi var. Şehirde sürekli zengin insanları görenler gelenek, örf,adet ve dini değerlerini kenara itiyor. Sürekli kültürlü ailelerin göç etmesi kentte şehir kültürü olmayan büyük bir kitle bırakıyor. Bu iki durum çok önemli hadiseler. Köyden kente yoğun göç yaşanması şehrin kültürsüzleşmesine zemin hazırlıyor.Ben katıldığım bir programda beyaz Kürt tanımını kullandığımda beyaz Kürt’te mi var hocam demişlerdi. 5 yıl önce şehre gelen Kürt şehre yeni yerleşen Kürdü aşağılıyor. Kürtlerde birbirini dışlıyor. Göçler kültür çatışması yaşanmasına sebep oluyor” ifadelerini kullandı.

“Avrupa’ya göçenler yüzde 400 arttı”

Türkiye’den Avrupa’ya göçenlerin sayısında büyük bir artışın olduğuna dikkat çeken Yanmış, Türkiye’nin kendi içinde de beyin göçü yaşadığını söyledi. Yanmış, “2013 yılında Amerika’da bulundum. Bulunduğum bölgede yaşayan 3-4 kişi 7-8 yıl Amerika’da kaldıktan sonra Türkiye’ye dönmeye karar vermişti. Artık Türkiye’de çalışma yapabiliriz diyordular. Son iki yılda bu durum tam tersine döndü. Avrupa’ya yaşanan göç yüzde 400 oranında arttı. Özellikle akademisyen ve mühendisler bunların büyük bölümünü oluşturuyor. Beyin göçünün yaşanmasının sebebi de insanların kendini burda özgür hissetmemesinden kaynaklanıyor. Birde Türkiye’nin kendi içinde beyin göçü problemi var. Örneğin Diyarbakır’dan batıya giderek okuyup öğretmen, doktor, mimar veya mühendis olan insanlar bölgeye geri dönmüyor. Bu insanlar batıda kalmayı tercih ediyor. Buda bir beyin göçüdür.Her açıdan en zayıf halka bölgede kalıyor. Gidip Ağrı’da okuyan insan gelip Diyarbakır’da kalıyor” diye konuştu.

“Kürt’ler ilk defa göçle şehirli düzen kurdular”

Kürtler’in kırsal bölgelerden kentlere göç ederek şehirli bir düzen kurduğuna vurgu yapan Yanmış, sözlerine şöyle devam etti ; “

Bana göre Kürtler dindar değil daha çok gelenekçidir. İsmail Beşikçi ise Kürt’lerin şehirlere indikçe daha sofu olduğunu söylüyor. Ama bu kontrollü göçlerde böyledir. Kürtler kırsaldan kentlere göçerek tarihlerinde ilk defa şehirli bir düzen kuruyorlar. Diyarbakır tarih boyunca hiçbir zaman Kürt şehri olmamıştır. Bu durum çoğu insanı rahatsız eder. Diyarbakır bir merkezdir. Burada paşalar,memurlar,üst düzey komutanlar,yazarlar ve şairler vardır. Burası merkez bir şehirdir. Kürtler şehirli bir toplum olmayı son 30 yılda deneyimliyor. Diğer taraftan iktidar göçlerle birlikte hızla ekonomik,sosyal ve bürokratik hayatın içine giriyor”.

“Kürt Kültürünü tüketim kültürü yıktı”

Tüketim kültürünün Kürtleri devletin asimilasyon politikalarından daha çok asimile ettiğini dile getiren Yanmış, “Bana göre bölgede Kürt kültürünü yıkan en önemli şey tüketim kültürüdür. Kürt kültürünü en çok bozan şey göçler oldu. Bu göçler binayı çatlattı. Binayı asıl yıkan şey ise tüketim kültürü oldu. Devlet Kürtleri asimile ediyor ama tüketim kültürü tüm Kürtler’i asimile ediyor. Bir batılı zaten 150 yıldır süregelen modernleşmeyle tüketim kültürüne hazır hale gelmişti. 80’lerde Özal’ın liberalleşme politikalarıyla beraber Şehirlere Kürtlerden önce göç etmiş olan Türkler tüketim kültürünü hazır hale getirdi. Onlar zaten geleneklerinde bir değişim yaşamıştı. 90’lardan sonraki tüketim kültürüne geçiş AK Parti’den sonra bir ivme kazandı. Kürtler ise büyük oranda kırsaldaydı. Buda Kürtler’i tüketim kültürünün nesnesi olmaktan uzak tutuyordu. 90’larda şehirlere gelen Kürtler hayata tutunmak ve ayakta kalabilmek adına geleneklerini ve değerlerini ikinci plana itti. Buda Kürtler’in kültüründe değişimlere neden oldu. Tüketim kültürü Kürtler’e çok geç geldi ama Kürtler’e asıl asimilasyonu tüketim kültürü yapmıştır. Ben burda devletin yaptığı asimilasyonu örtbas etmiyorum. Devleti aklamıyorum. Kürtler’in geleneklerini değiştirmede altın vuruşu yapan şey tüketim kültürünün 2007 yılından sonra bölgeye hızla giriş yapmasıdır” şeklinde konuştu.

(Mehmet Uğur ÇAKIL/Yenigün)

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.