Baydemir: Birazcık akıl olsa siyaset şiddete sevk edilmez

​​​​​​​HDP grup toplantısında konuşan Baydemir, "HDP’lilerin yeri Kandil’dir diyor. Birazcık akıl olsa 20 milyon bir toplumu arkasına alan bir siyaseti şiddete sevk etmez. Cumhuriyet tarihinde hiçbir dönem bu dönem kadar akli melekelerini yitirmemişti."

Baydemir: Birazcık akıl olsa siyaset şiddete sevk edilmez
03 Ekim 2017 Salı 20:07

HDP sözcüsü Osman Baydemir partisinin TBMM Grubu’nun bugün yapılan toplantısında konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TBMM’nin açılış günü cezaevindeki Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etmeleri ile ilgili olarak söylediği, “Onların yeri Kandil” sözünü eleştiren Baydemir, “Birazcık akıl olsa 20 milyon bir toplumu arkasına alan bir siyaseti şiddete sevk etmez. Cumhuriyet tarihinde hiçbir dönem bu dönem kadar akli melekelerini yitirmemişti” dedi.

Baydemir’in açıklamalarından satır başları şöyle:

FRANSA’DAKİ IRKÇI SALDIRIYI KINIYORUZ: Fransa’da kundaklanan bir evde 3 masum insan hayatını yitirdi. Bu ırkçı saldırıyı kınıyoruz. Rize’de sel felaketinde bir kez daha bir canımızı yitirdik, hayatını kaybedenlerin yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Vegas’ta vahşi bir katliam gerçekleşti. Sivil masum insanlara saldırıyı kınıyoruz.

KATALAN OLMAYA KÜRT OLMAYA GEREK YOK: Bugün bir kez daha, şahitlik ediyoruz ki dünyanın hangi coğrafyasında yaşarsanız yaşayın, duygusallık evrensel ilkeler açısından kaçınılmazdır. Bugün görüyoruz ki Kerküklü bir Kürdün, Duhoklu bir Kürdün duygu dünyasıyla Barselona’daki bir Katalan’ın duygu dünyası aynıdır. Nasıl olur da dünyanın iki farklı coğrafyasındaki halklar aynı duygudaşlıkta buluşuyor? Barcelona halkının duygularını anlamak için Katalan olmanıza gerek yok. Ve bir Kerküklünün, bir Hewlêrlinin bir Zaxolunun duygu dünyasını anlamak için Kürt olmaya gerek yok. Sadece İspanya iç savaşına baktığımızda, Franko uygulamalarına baktığımızda, Saddam’ın uygulamalarına baktığımızda, Enfal Katliamına baktığımızda anlamamız yetiyor. Yani anlamak için insan olmak yetiyor, insan olmak. Bu duyguyla Katalan halkının hür iradesini grubum adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

PARLAMENTO İRADESİ 333 GÜNDÜR DARBEDİLDİ: Bundan 2 gün önce HDP Grubu, Edirne Cezaevi’nin kapısındaydı. Neden Parlamento’nun açılış seremonisine HDP katılmadı? Neden HDP tercihini cezaevi kapısı önünde buluşmak yönünde kullandı? Bunun anlamak için, iyi bir siyaset bilimci olmaya gerek yok. Parlamentolar her şeyden önce demokrasinin mabedidir. Parlamentolar demokratik bir rejimin sürdürülebilirliği için olmazsa olmaz mekanizmalardır. Ama bu ülkede parlamento bir kere değil birden fazla kere darbelendi. Bakın, dokunulmazlıkların kaldırılması başlı başına bir darbeydi. Aynı şekilde 4 Kasım’da Eş Genel Başkanlarımızın, milletvekillerimizin tutuklanması bir darbeydi. Tamı tamına 333 gündür bu Parlamento iradesi darbelenmiş bir şekilde faaliyet sürdürüyor.

AÇILIŞ TİYATROSU YAŞANDI: Bir kez daha söylüyoruz: Bu parlamentonun 3. Büyük siyasi partisinin içinde yer almadığı her faaliyet eksiktir, meşruiyet sorunu yaşanmaktadır. Bizler elbette ki bu gayrı meşru darbe hukukunu deşifre etmek, “kral çıplak” demek için 1 Ekim’deki o tiyatroya katılmadık. O tiyatroya iştirak etmemek demek aynı zamanda yüzlerine ayna tutmak demektir. Bundan dolayı rahatsız oldular. İki tablo var. Bir tanesi, Selahattin Demirtaşların, Figen Yüksekdağların, milletvekillerimizin zindanda tutulduğu. Diğeri de açılış tiyatrosu. Bu tablo HDP’nin 2 yıl boyunca ısrarla kuvvetler tek bir elde toplanıyor demesinin ispatıdır.

BU TABLODAN DEMOKRASİ ÇIKMAZ: Bir siyasi partinin genel başkanı, aynı zamanda Cumhurbaşkanı, aynı zamanda Meclis Başkanı, aynı zamanda yargı kurumlarının başkanı. Bu tablodan demokrasi çıkmaz, buradan refah huzur çıkmaz. Bakın Meclis Başkanı’na adeta kendi masasında yancı gibi oturuyor. Bakın yargı kurumlarının başkanlarına. Bu  yargı kurumlarının başkanlarından halk adalet bekliyor. 333 gündür Selahattin Demirtaş tutuklu, rehin, 333 gündür halen yargı huzuruna çıkarılmış değil. Neden? Çünkü kuvvetler tek bir elde toplatılmış. Neden? Çünkü yargı tehdit altında. Her fırsatta Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş “Ben bağımsız bir yargı istiyorum” diyor. Yargıdan korkan yok. Yargıdan çekinen yok. Tam tersine “duruşma salonunu oluşturun gelip ifade vereyim” diyor.

ANKARA’DA GÜVENLİK YOKSA DEVLETİ NASIL YÖNETECEKSİN? Ne diyorlar? Güvenlik yok diyorlar. Diyarbakır’dan dosyayı Ankara’ya çekiyorlar, güvenlik gerekçesiyle. Ankara’da duruşmayı neden yapmıyorlar? Güvenlik gerekçesiyle. Ankara’da güvenlik yoksa, sen nasıl devlet idare ediyorsun? Ne diyorlar yargı maliyeti tasarrufu gereği SEGBİS üzerinden ifade vereceksin. Aksi takdirde susma hakkını kullanmış olursun. Biz susmadık, susmayacağız. Demirtaş susmadı, susmayacak. Çünkü sizin amacınız yargılama yapmak değil. Çünkü siz o yargılamalarda yargılanmaktan korkuyorsunuz.

ERDOĞAN ŞİDDETE SEVK EDİYOR: Ne diyor HDP’lilerin yeri Kandil’dir diyor. Birazcık akıl olsa 20 milyon bir toplumu arkasına alan bir siyaseti şiddete sevk ediyor. AKP Genel Başkanı 20 milyona diyor ki siyaset yapmayın. Gidin hakkınız hukukunuzu şiddetle savunun diyor. 20 yıl önce bu ülkeyi yine kanla, gözyaşıyla yönetenler vardı. Onlar ne diyorlardı, dağı bırakın ovaya gelin diyorlardı. Cumhuriyet tarihinde hiçbir dönem bu dönem kadar akli melekelerini yitirmemişti. Peki neden? Çünkü bu çatı altında kral çıplak diyen tek bir siyasi hareket kaldı, o da HDP’dir. Kral çıplak demeye devam edeceğiz. Bakıyorsunuz; savaş tezkeresi getiriyorlar. Ya Allah aşkına, savaş tezkeresi. Milletin vekili, milletin evladının ölmesini ister mi? Milletin vekili milletin yoksullaşmasını ister mi? Bu nasıl bir vekalet anlayışıdır.

HDP SİZE ÖZÜR DİLETECEK: Bir bakıyorsunuz, AKP-MHP koalisyonuyla ülke savaşa sürükleniyor, CHP de buna sol arka yedek lastik oluyor. Arkadan sol lastik oluyor. Sonra dönüp dolaşıp HDP şiddeti destekliyor diyorlar. Kim şiddeti destekliyorsa Allah onun bin kere belasını versin. Kim şiddetten besleniyorsa Allah onun bin belasını verdin. Var mı ötesi? Dönüp dolaşacağınız yer kürkçü dükkanı. Sizin eninde sonunda dönüp geleceğiniz yer bu halktan özür dilemek olacaktır. Günü gelecek HDP size bu halktan özür diletecek.

BAHÇELİ, HDP’YE LAF SÖYLEMEDEN ÖNCE 40 KERE DÜŞÜN: Öyle bir akıl tutulması ki. Öyle bir vicdan erozyonu ki çıkmış HDP’nin Meclis’te olması da olmaması da anlam iade etmiyor diyor. Sayın Bahçeli sen HDP’ye bir laf söylemeden önce 40 kere düşünmen lazım. Bak sen Saray’a sütun oldun. Sütun fazla olur, koltuk değneği oldun. Sen bırak HDP’yi bak liderleri cezaevinde. Bak 5 bin üyesi cezaevinde, HDP dimdik ayakta. Paradigmasını savunuyor. HDP’nin tek bir milletvekili eş genel başkanlarını yarı yolda bırakmadı. Sen önce ülkünü sattın. Ülküdaşlarını sattın. Sende parti diye bir şey kalmadı. Sen bırak HDP’yi, kendi derdine düş.

KHK’LERLE YAPMADIĞINIZI BIRAKMADINIZ: Şimdi çıkmış diyor ki Musul ve Kerkük plakasını sayıyor. Qurbana Xwedê bim. Çünkü bir aklı selim siyaset olsa, bir aklı selim liderlik olsa “ya bizim ne işimiz var Suriye’de” diye sormaz mı? Ne işimiz var Suriye’de, ne işimiz var başka ülkenin topraklarında. Bu milletin bekası Erdoğan-Bahçeli ikilisi tarafından ateşe atılıyor. İcra iflas hukukunu bilenler bilir ki şu anda bu ikili iflas memuru gibi, zaten partileri dağıldı dağılacak, ülkeyi dağıtmanın siyasetini yapıyor. Niçin, birazcık daha iktidar ömürlerini uzatmak için. Bütün bu ahval içinde AKP Genel Başkanı “OHAL rejiminin hiçbir yurttaşımıza zararı yoktur” diyor. Tamı tamına 130 bin insan işinden, aşından oldu. KHK’lerle bu millete yapmadığınız bırakmadınız. Koalisyonsunuz, ortaksınız, neredeyse Meclis’teki sandalye sayınız 357’yi aşıyor. Eğer milletin iradesi en büyük güçse 357 sandalyeniz var. OHAL’e KHK’ye niye ihtiyaç duyuyorsunuz. 59 vekilli siyasi partinin milletvekillerini niye cezaevine koyuyorsunuz. Güveniniz yok çünkü meşruiyet zemininden çıktınız. Biliyorsunuz ki OHAL olmazsa, KHK’ler olmazsa, zor ve baskı olmazsa bu halk sizden hesap soracak biliyorsunuz. Bu nedenle siyasi ömrünüzü uzatmanın çabasına giriyorsunuz.

TEK ÇARE KÜRT FOBİSİNDEN KURTULMAK: Bakın 5 Haziran’da Diyarbakır’a bir IŞİD’li saldırı gerçekleştirdi. Biz inatla ve ısrarla her fırsatta araştırma önergeleri verdik. Bu bir organize suçtur. Bu, bir merkezden yönetiliyor. Bunu açığa çıkarırsak şiddetin önünün keseriz dedik. Şiddetin önünü keseriz. Ne yaptılar? Bütün araştırma önergelerimizi reddettiler. Akabinde Suruç, akabinde Gar Katliamı. Bütün bunlar planlı programlı idi. Bu ülkeyi şiddet sarmalına sürüklemek amaçlandı. Görüntüler ortaya çıktı. Saldırgan arama noktasından elini kolunu sallaya sallaya geri dönüşüm kutusuna kağıt atar gibi bomba bırakıyor. 1-2 dakika sonra polis köpekleriyle birlikte sözüm ona arama yapıyor. Polis köpeği bombanın kokusunu almış, bombaya doğru yürüyor. Polis, köpeği geri çekiyor. Bombanın atılmış olduğu çöp kutusu bir diğer polis tarafından tekmeleniyor adeta bomba yerine ulaşmış mı ulaşmamış mı onu kontrol ediyor. Bakın bu görüntüler, mobese kayıtları ve bir miting alanının mobese kayıtları bir yerden canlı izleniyor.

DÜŞMANLIĞIN DIŞA VURUMU: Aynı durum Suruç için de geçerlidir. 10 Ekim Ankara Katliamı için de geçerlidir. Bütün bunlar bizim 1 Ekim’deki tiyatroya figüran olarak katılmayışımızın en meşru nedenleridir. Şimdi kalkmışlar, bizi olduğumuzdan faklı bir ithama sürüklüyorlar. Her şeyden önce bu ülkenin kurtuluşu bu girdaptan çıkışının bir yolu var. Halen var. Bu saat itibariyle var. O da Kürt fobisinden kurtulmak, Kürt düşmanlığından vazgeçmektir. Bakın, Güney Kürdistan’da halkın sandık başına gitmesine, iradesini ortaya koymasına gösterilen bu reaksiyon sadece Kürt düşmanlığının resmi düzeyde dışa vurumudur.

HANİ FİLİSTİN’DE ABLUKAYA KARŞIYDIN: Ne diyor AKP Genel Başkanı? Açlıkla terbiye edeceğim. Hani Filistin’deki ablukaya karşıydın?  Tıpkı Kerbela’daki gibi, Hz. Hüseyin ve yanındakileri aç ve susuz bırakarak katlettiler. Aynı Yezit zihniyeti, oradaki Kürtleri açlıkla terbiye etmeye çalışıyor. Yezitler ne kadar ısrarlı olursa olsun and olsun ki bizler Hüseyin gibi kararlı olmaya devam edeceğiz. Kürt halkı açlıkla terbiye olmadı, olmayacak. 40 milyon Kürt halkı suyunu da ekmeğini de bölmüştür, günü geldiğinde suyunu da ekmeğini de bölmeye hazırdır. Mesele şu; özgürlük mü ekmek mi? Böyle bir ikilem içinde tutuyorlar. Ben sizlere soruyorum: özgürlük mü ekmek mi? İşte HDP hem özgürlük hem ekmek diyor. Çünkü özgürlük olmadan ekmek olmaz, özgürlük olmadan onurlu bir barış olamaz. HDP’nin mücadelesi hem özgürlük hem ekmek hem de onurlu bir barışı inşa etme mücadelesidir.

AYŞE ÖĞRETMENLERE SAHİP ÇIKILMALI: Hayatın her alanında siyaset kurumu sorunlara derman olma mekanizmasıdır. Neredeyse 15 yıldır AKP hükümeti iktidar. 15 yıl boyunca kaç tane sınav sistemi değişti? 15 yıl önce ilkokul 1’e başlayan bir çocuk, şimdi üniversiteden mezun oluyor. Bir nesil eğitim sisteminden geçti, halen muteber bir eğitim sistemi yok. Halen elle tutulur bir sistem yok. Halen çocuklar yarıştırılıyor. Hala çocukların geleceği karartılıyor. Eğitim sistemini kurtarmanın yegâne bir yolu var: O da Ayşe öğretmenlere sahip çıkmaktır. Çünkü Ayşe Öğretmeler çocukların hayat hakkını cesaretle savunuyor. Çocuklar ölmesin dediği için zindana konulmak istenen Ayşe Öğretmen, bu iktidarın bakışının somut bir örneğidir.

YA İŞİN YA EŞİN DİYORLAR: Bir diğer bakan sürgünlere ilişkin çıkmış diyor ki; ya işin ya da eşin! Ya işini tercih et ya da eşini tercih et. Bu kadar mı? Bu kadar mı küçüldünüz? Böyle bir anlayışın sahibinin çocuklarımıza vereceği hangi eğitimden söz ediyoruz? Bütün bu öğretmen kardeşlerimiz mutlaka hakkınıza kavuşacaksınız. Şu ana kadar sadece KHK ile 39 bin öğretmen işinden atıldı. Öğretmen düşmanı bu Hükümet. Binlerce akademisyen akademiden uzaklaştırıldı. Sizlere de bir çağrımız var, durmayın, susmayın. Bu ülkede faşizm gerileyecek, özgürlük hakim olacak bu ülkede. Özgürlük hakim olacak bu ülkede. Onun için gelin HDP ile birlikte sesinizi yükseltin. Milli Eğitim Bakanı’na bir soru sormak istiyorum: Nevin Cin neredeyse 20 yıllık öğretmen. Onu neden sürgün ettiniz? Bu zulümle kendinizi daha ne kadar ayakta tutacaksınız? Bu zulüm eninde sonunda sizin ayaklarınıza dolaşacak. O gün geldiğinde emin olun pişmanlıklarınız sizi kurtarmayacak. Önemli olan bugün zulme hayır diyebilmektir. Bugün zulme itiraz etmektir.

ZAMMA MÜJDE DİYORLAR: Zammı bir müjde olarak sunuyorlar. Bu yetenek gerektirir diyenlere itirazım var. Zammı müjde olarak sunanların yeteneğini değil yüzsüzlüğünü konuşmamız lazım. Bunlar hayatın her alanında olduğu gibi bu alanda da büyük bir yüzsüzlüğü ortaya koyuyorlar. Bakın, bu hafta içinde grubumuz en yüksek performansla torba kanuna itirazlarımız ve alternatif önerilerimizi sunacak. Bu torba kanun A’dan Z’ye hayatın her alanına ekonomik maliyet getiriyor. Bir ekonomik fatura getiriyor. Neredeyse gelir vergisinde yüzde 30’luk bir zam. Motorlu Taşıt Vergisi’nde (MTV) yüzde 40 zam. Bir limonlu sodaya yüzde 25 oranında zam getiriyorlar. Urfalıların deyimiyle “ma gazoz da içmiyax.” 8 milyar lira, savunma sanayine bütçe hazırlıyorlar. İşte mesele bu. 3 yıldır AKP Hükümeti’nin MHP ile yaptığı koalisyon, Suriye, Ortadoğu politikasının iki temel maliyeti var. Biri insanlar evlatlarını yitiriyor, diğeri insanlar yoksullaştırılıyor. Bunların savaşının, bunlarının kendi bekalarını faturasını sen niye ödüyorsun ey Türk anne? Sen niye ödüyorsun ey emekçi kardeşim. İşte itiraz etmenin en büyük sebeplerinden bir tanesi de bu olmalıdır.

SUSMAK ORTAK OLMAKTIR: Öyle bir noktaya geldi ki, şu anda Cerablus’ta insanlıktan nasibini almamış kimi silahlı örgütlerin maaşını kim ödüyor? Fındık üreticisinin cebinden çıkıyor, üzüm üreticisinin cebinden çıkıyor. Tütün üreticisinin cebinden çıkıyor. Siz yoksullaşıyorsunuz. Ne yapmak lazım? Adıyaman’ın yaptığını yapmak lazım. Onlar itiraz ettiler, yürüdüler, seslerini bize kadar ulaştırdılar. Şimdi susma zamanı değildir. Çünkü susmak ortak olmaktır, göz yummaktır, vebal almaktır. Nuriye ve Semih’in ne suçu var. Tek suçları ekmeklerine sahip çıkmak. Onurlarına sahip çıkmak. Ne diyorlar Firavun’a karşı Musa olacağız diyorlar. Zulme karşı boyun eğmeyeceğiz diyorlar. Zulme karşı boyun eğmeyenlere binlerce kez selam olsun.

ÖZGÜRLÜK DAVASINA SAHİP ÇIKACAĞIZ: Kayyum politikası, sözüm ona HDP’nin bileşeni olan DBP’ye bir saldırı olarak lanse ettiler. Oysa ki kayyum politikasının özü Kürdün iradesine, milletin iradesine saldırıydı. Şimdi bakıyoruz, nerede Kürt diline, Kürt kültürüne dair bir üretim varsa o oardan kaldırılıyor. En son Mehmet Uzun’un anıtı yıkıldı, kitabesi yıkıldı, Ehmedê Xanî’nin anıtı yıkıldı. Ceylan Önkol’un adı parktan kaldırılıyor. Kürde ait ne varsa ona saldırılıyor. Ama bunlar bilmiyorlar ki Şêx Ehmedê Xanî bundan 300 yıl önce Mem û Zîn’in Destanını yazdı. Bu yol, bu dava, bu özgürlük ve eşitlik davası, onurlu barış davasının yolu ne kadar dikenli olursa olsun, and olsun ki Mem’in aşkıyla, Zîn’in aşkıyla özgürlük davasına sahip çıkacağız.

FAŞİZM EVLATLARINI YİYOR: Dünya tarihine baktığımızda derler ya devrim çocuklarını yemeye başladı. Böyle anlar vardır. Türkiye halklarına binlerce kez müjdeler olsun. Bu ülkede faşizm aktörlerini, evlatlarını  yemeye başladı. Bakın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nı kim görevden aldı. Ve yarın göreceksiniz, başka belediye başkanları da görevden alınacak. Bir çeşit kol kırılır yen içinde kalır kayyum uygulaması bu. Kol kırıldı yen de içinde kalmayacak. Tarumar olacaksınız. Şiddet, düşmanlık politikasında ısrar ederseniz, tarumar olacaksınız. Ne diyor İstanbul’un “Kadir Abisi”? Bu arada milyonlarca oyla seçilmiş bir belediye başkanı kendisi. Bir seçilmiş belediye başkanını Kadir Topbaş da olsa Gültan Kışanak da olsa ancak onu seçenler görevden alabilir. Seçimle gelen ancak seçimle gider ama Kadir Bey ne diyor, insan yerine konulmamaktan bahsediyor. Ben bir kez daha soruyorum: Kadir Bey’in, milyonlarca insanın oyunu alan birisini insan yerine koymayan her kimse onu buradan kınıyoruz. Kimdir Kadir Bey’i insan yerine koymayan? Biliyorsunuz. Kadir Bey, sayın Başkan, siz vakti zamanında milletin iradesine kayyum atandığında itiraz etseydiniz o kol kırılmayacaktı. Size bugün saygı duymayanlar, milletin iradesi üzerinde vesayet kuranlar, bu vesayeti kurma imkanı bulamayacaklardı.

Kaynak: Gazeteduvar

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.