Toplum, sivil toplum örgütleri ve birliktelik


Taner Özbay

Taner Özbay

20 Ekim 2017, 15:07

Yıllar önce, 2000’li yılların başında GAP-GİDEM dergisinde yer alan bir yazıyı pür dikkat okumuştum. Yazıda, o dönem hükümetin çıkardığı teşvik yasasından yararlanan Adıyaman’a, teşvik kapsamına giremeyen Gaziantep’ten çok sayıda tekstil yatırımının geldiği fakat nitelikli eleman sıkıntısı yaşandığı belitilmiş ve Adıyaman’ın nasıl bir sınav verdiği anlatılmıştı.

Aklımda kaldığı kadarıyla, Adıyamanlıların oluşturduğu tekstil grubu, yatırımcıların nitelikli eleman sorunu karşısında duyarsız kalmamış, bir nevi okula dönüştürdükleri büyük mekanlara tekstil iş makinaları getirtmiş ve hızlandırılmış kurslar düzenleyerek nitelikli eleman yetiştirmeye başlamış, kursu başarıyla tamamlayanların fabrikalarda çalışmasını sağlamıştı. Adıyaman’da yaşanan bu takdire şayan girişimin nasıl bir sonuç oluşturduğunu merak edenlere, Adıyaman’ın tekstil sanayisinde nasıl bir konumda olduğunu araştırmalarını öneririm.

Geçen hafta basın toplantısı düzenleyen Dicle Üniversitesi rektörü Prof.Dr.Talip Gül’ü dinlerken Adıyaman’la ilgili bu yazı zihnimde canlanıverdi. Geride kalan bir yılda yapılan icraatları basınla paylaşan Rektör Gül, 200 civarı sivil toplum örgütü temsilcisinin kendisi ziyaret ettiğini fakat hiçbirinin kendisine bir proje sunmadığını şaşkın bir yüz ifadesiyle dile getiriyordu. Cümlesini bitirir bitirmez dayanamadım ve söze atıldım: Diyarbakır’ın rutin bir rahatsızlığı hocam” dedim.

Evet, Rektör hocanın şaşkınlıkla dile getirdiği konu malesef Diyarbakır’ın rutini haline gelmiş bir olumsuzluk. 200 civarı STK temsilcisi Dicle Üniversitesi rektörünü ziyaret eder de kent adına, üniversite adına fayda oluşturacak bir fikir, bir taslak proje sunmaz mı? Eğer yaşadığınız yer Diyarbakır ise sunulmaz.

Önceki gün de Dicle Edaş genel müdürü Murat Güzel ve il müdürü Uğur Yaka ile bir araya geldiğimiz sohbet toplantısında paylaşılan bir konu bana yine Adıyaman’ı ve birlikteliğin önemini hatırlattı.

Genel Müdür Murat Güzel, tarımsal sulama yapan çiftçilerle yaşadıkları sorunları ve bu sorunları nasıl aştıklarını anlatırken çok güzel bir gelişmeden söz etmişti. Bismil ve Çınar bölgesinde yaşanan ciddi problemler sonrası aralarında çiftçilerin yanı sıra ziraat odası başkanı, pamukçular birliği başkanının da olduğu 7-8 kişilik bir diyalog grubu oluşturduklarını anlatan Güzel, bu grubunun o bölgedeki çiftçilerle kuruduğu iletişime dayalı olarak problem yaşamadan gerekli alt yapı çalışmalarını yaptıklarını, enerji tüketimini kontrol altına aldıklarını, çiftçilerin de kontrollü sulama yapmaya başladıklarını ve çok sulama yapmanın çok ürün mahsul etmek anlamına gelmediğini gördüklerini ifade ediyordu.

Bismil-Çınar bölgesindeki çiftçilerin işi daha da ileriye götürüp tasarruflu enerji kullanma teknikleri de geliştirdiğini belirten Güzel, bu uygulamanın ses getirdiğini, Siverek, Hilvan ve Bozova’dan çok sayıda çiftçinin bu bölgeye gelerek çiftçilerin uygulamalarını yerinde gördüklerini anlatıyordu.

Biri çok eski diğeri yeni iki ayrı örnek paylaştım sizlerle. Adıyaman ve Bismil örnekleri. Her iki örnekte de diyalog ve birlikteliğin nasıl pozitif sonuçlar ortaya çıkardığını anlatmaya çalıştım. Ne varki bizim kadim kent Diyarbakır nedense böyle bir birlikteliği bir türlü sağlayamadı, sağlayacak gibi de görünmüyor. İşte bu  nedenle -istisnalar hariç- üniversite rektörlüğü başta olmak üzere kent bürokrasisinin kapısını “tekil” olarak aşındıran sivil toplum örgütlerinin de, temsilcilerinin de kente katkı sunacak bir fikirleri, icraatları olmuyor.

Tesadüfe bakın ki makaleyi yazarken Büyükşehir belediyesinin tam da bu konuyla ilgili bir haberi gündeme düştü. Haberde Büyükşehir Belediyesinin Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı bünyesinde STK ve Muhtarlıklar Şube Müdürlüğü kurduğu,  Diyarbakır’da bulunan 1.062 sivil toplum kuruluşu ile 17 ilçede görev yapan 1.042 muhtarla birlikte ortak projeler üreterek kentin sorunlarını çözmeyi amaçladığı duyuruluyordu.

Hey maşallah! Belediye yönetimini bu iyi niyetli girişimlerinden ötürü tebrik ediyorum. Muhtarları kapsayan kısmıyla ilgili bir diyeceğim de yok. Fakat bir araya gelip güç birliği oluşturamayan, bu kentin sorunlarının çözümü ya da potansiyelinin gün ışığına çıkarılması adına kollektif bir anlayışla hizmet üretemeyen STK’ların bu gelişmeden kendilerine pay çıkarıp çıkarmayacağını merak ediyorum. Zira belediyeler ve kamu kurumları üzerinde pozitif baskı unsuru olması gereken STK’ların yapamadığını Belediye yapmış bulunuyor.  

Bir kentin sahipleri, o kentin insanlarının bir araya gelerek oluşturdukları sivil toplum örgütleridir. Ve bir kentin insanlarının karekteristik özelliği ne ise onların oluşturduğu sivil toplum örgütleri de aynı karakteristik yapıdadır. Bitirirken soruyorum: kendimize mi kızalım yoksa STK’lara mı?

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.